17 Aralık 2012 Pazartesi

ALLAH'IN ADRESİ...



     Birkaç gün önce bir televizyon kanalında prof.dr.Nihat Hatipoğlu’nun programına rastladım,oldum olası bu tür programları izlemekten zevk almışımdır.
     Çünkü öyle bir anlatılır ki,sanki yaşanmış bir olayı anlatmıyorlar da bizzat kendilerinin yaşadığı bir olayı anlatıyorlar havası verilir ve dolayısıyla izleyenleri etki altına alır,kısacası hitabetleri çok kuvvetlidir,bir de işin içine birkaç damla gözyaşı girdimi program tadından yenmez,çok fazla uzatmadan konuya gireyim.
     Programın girişinde anlatılan hadis dikkatimi çekti ve hemen not aldım,bakalım bu rivayet hakkında sizler neler düşünecekseniz.
     Gök ile yer arasında ne kadar mesafe var biliyormusunuz?(muhtemelen Allah soruyor)
     Melekler;Allah ve resulü bilirler
     Allah resulüne bildirdi ve dedi ki gök ile yer arasında 500 yıllık mesafe vardır,sonra göğün her tabakasının arasında 500 yıllık mesafe vardır,her tabakanın kalınlığı 500 yıllık mesafedir,7.göğün üzerinde deniz bulunmaktadır,bu denizin dibi ile üstü arasında ki mesafe 7 gök arasında ki mesafe kadardır yani 3500 yıldır,sonra bunun üzerinde her biri geyiğe benzeyen (insan suretinde olmayan) 8 tane tabaka vardır,her bir tabakanın arasında 500 yıllık mesafe vardır.Toplam 3000-4000 yıllıkta orada mesafe vardır,onun üzerinde sema da arş vardır,arşın üzerinde Allah’ın kürsüsü vardır,sizin yüce rabbiniz işte bu kadar yücedir.
     Hadis bu şekildeymiş en sonunda da hz.Ebubekir diye bir şey söyledi ama emin olamadım,o yüzden kimden rivayet olduğunu yazamıyorum,ve kelimesi kelimesine yazmaya çalıştım burada,tabii isteyenler 13 aralık 2012 Perşembe günü yayınlanan programı internet’ten izleyebilirler.
     İlk olarak sorulacak soru bana göre şudur;Bahsedilen 500 yıllık mesafe ya da 3500 yıllık mesafe neye göre hesaplanıyor?Yani bir yaya mı baz alınıyor?Yoksa at ile mi?ya da deve mi?
Sadece bunlarla sınırlandırıyorum çünkü yaşanan devirde en hızlı araç at’tı.
     İkinci olarak şaşkınlıkla dinlediğim nokta şurasıdır; 7.göğün üzerinde deniz bulunmaktadır,bu denizin dibi ile üstü arasında ki mesafe 7 gök arasında ki mesafe kadardır yani 3500 yıldır.Sadece boşlukta duran kocaman bir deniz düşünün o kadar büyük ki,hangi aracı kullanıyorsanız orayı geçmek için 3500 yılınızı alıyor.
     Hepimiz çocukken devler ülkesinde yaşayan devlerin,uçan atların,konuşan farelerin ve daha saymadığım bizi hayal dünyasına götüren bir sürü masal ya dinlemiş ya da okumuşuzdur ve merakla aklımızda onlarca soru oluşmuştur,mesela eğer babamız bize o hikayeyi anlatıyorsa ‘’eee baba o at uçuyor ama neden uçuyor?’’ya da ‘’baba o devlere ne oldu,nereye gittiler?’’gibi sorular.Yok eğer okumuşsak masalı yine hemen anne ya da babamızın yanına koşup bu nasıl oluyor diye mutlaka sormuş ve bazen o anlatılan masalın içerisinde olmak istemişizdir.
     Programı izlerken en çok dikkatimi çeken Nihat Hatipoğlu anlatırken orada bulunan izleyicilerin kafalarını sağa sola sallayarak (içlerinden kurban olduğum diyerek) nemli gözlerle dinliyor olmasıydı,bu aktarılan rivayetin,bize anlatılan masallardan ne farkı var?
     Kocaman insanlar bunları dinleyip ve tek bir soru sormadan hatta soru sormayı bırakalım tek bir soru sorma düşüncesini dahi aklından geçirmeden öylece duruyorlar,inanın orada olup Nihat Hatipoğlu’na değil sadece o kadar dikkatlice dinleyen herhangi birine şunu sormayı çok isterdim;hoca ne anlattı şimdi?ne anladın?
     Verilecek cevabı az çok tahmin edip biliyorum,elbette herkesin izleme okuma özgürlüğü vardır,burada kesinlikle o programı izleyen kişileri cahillik ile suçlamak gibi bir niyetim ve derdim yok.
     Tabii Nihat Hatipoğlu’nun programı tek değil bu alanda onlarca bu tarz program mevcut,işin ilginç tarafı ise ne biliyormusunuz,bir programda anlatılanın tam tersi anlatılıyor diğer programda ve kimse de demiyor bu nedir?Bildiğimiz kadarıyla tek bir kur-an ve tek bir peygamber var İslamiyet adına,o zaman nasıl oluyor da A kanalında cevaplanan bir soru B kanalında tamamen farklı bir şekilde cevaplanıyor.
     Geçen yazımda sohbet ettiğim bir bayandan bahsetmiştim,sanırım bayana bayan demem onu biraz rahatsız etmiş olmalı,o yüzden bugün X WOMAN diye hitap edeceğim.
     Az önce bahsettiğim programdan x woman’a da bahsettim ama ne anlatıldığını söylememe bile izin vermeden ya da sormadan diyeyim ‘’bizde onu (Nihat Hatipoğlu)izleyince’’ yani bizde onu tasvip etmiyoruz dedi.
     Şimdi gel de işin içinden çık çıkabilirsen,hangisine sorsan ‘’o Müslüman mı be,onun anlattığı gibi Müslümanlık mı olur’’diyor,mesela x woman Nihat Hatipoğlu (sadece onun için değil) için,Nihat Hatipoğlu’na sorarsak x woman için ‘’onlar Müslüman mı be’’der,cübbeli’ye sorarsak başka birisini beğenmez,kısacası herkes yalnızca ben ve benim söylediklerim doğru diyor.
     Eeeee bu insanlar hanginizin kur-an’ına inanacak?Hanginizin anlattıklarını uygulayacak?Hanginiz doğrusunuz?
     Bu kadar çok ve farklı görüş ve yaşam tarzı olmasının tek sebebi,kur-an’dır o kadar çok çelişkiler ile doludur ve yoruma öylesine açıktır ki,herkes başka şekilde kendince fetva verebiliyor.
     Oysa Allah katından bizzat Allah’ın sözleri ve tek bir kelimesi bile kutsal olan bir kitabın net olması gerekiyordu,öyle her isteyen kafasına göre yorum yapamayacak ve dolayısıyla bu tür görüş ayrılıkları olmayacaktı.
     Zaten tek bir doğru olsaydı ve onun etrafında şekillenseydi İslamiyet o zaman 4 ayrı mezhep ortaya çıkmazdı,cemaatler olmazdı,insanlar arasında ayrım yapılmazdı,ama en başından beri kutsal kitapların tümünde olan insanları birleştirmek değil,tam tersine birbirlerine düşman etmektir,o senin düşmanın,bu senin düşmanın diyerek insanlar arasında asla barış ile sürülecek bir yaşama müsaade edilmemiştir.
     Bu tür programların iki tanesini bile izlemek anlatılanların ne kadar çelişkili ve yanlış olduğunu anlamak için yeterlidir,sizlere tavsiyem izlerken bir kağıt kalem alın elinize ve notlar alın,bakın bakalım 1 saatlik bir programda aynı kişi kaç kez çelişecek anlattıkları ile,aslında çelişkileri görseniz not alsanız kime soracaksınız ki,diyanete soraranız başka cevap,başka birine sorarsanız başka cevap ve sonunda ya inancınızın aslında tamamen kandırmaca uydurma olduğunu anlarsınız ya da en iyisi sormamak diyerek olduğu gibi kabul edip yaşamınızı bu şekilde noktalarsınız,elbette seçim sizin ama benim size tavsiyem dininizin size emrettiği ile aynıdır,okuyun sadece kur-an’ı okuyun ama anlayarak,korkmadan sorgulayarak okuyun.
     O klasik ‘’aradan bir ayet çıkarıp,onun üzerinden değerlendirme yaparsan,kur-an’ın genel anlamını elbette anlayamazsın’’gibi palavralara da inanmayın,çünkü söylediğim gibi söz konusu olan Allah’ın sözleridir ve tek bir kelimesi bile kutsaldır dolayısıyla çok ama çok değerli ve önemlidir,okuyun  siz ne anlam çıkarıyorsanız öyledir kur-an çünkü anlam çıkaranlarda sizlerden farklı kişiler değillerdir,isimlerinin önünde sıfat olması onların doğruyu söylediği anlamına gelmez,hiç kimse aptal değildir,sadece zekasını kullanmayanlar ya da kullanmak istemeyenler vardır.
     Konu hakkında ki görüş ve yorumlarınızı sayfanın alt kısmında bulunan yorum bölümünden ya da
http://www.facebook.com/pages/Radateist/350121358413521?fref=ts   facebook sayfamdan mesaj olarak iletebilirsiniz.
İYİ SORGULAMALAR…
    

14 Aralık 2012 Cuma

ALLAH'IN AHLAKI !!!



Din olmadan ahlak olurmu?
Çoğu insanın kafasını kurcalayan bir sorudur bu,tüm ahlaki öğeleri dine bağlayıp,din olmazsa,Allah korkusu olmazsa ahlaklı bir yaşamın olamayacağını düşünür ve söylerler.
     Hayat’ta tek bir doğru vardır,herkesin kendisine göre doğrusu olamaz,en bencilce yaşayan bir insana bile doğruyu gösterdiğiniz zaman,ondan kaçma şansı yoktur,elbette işine gelmediği için kabul etmemekte ısrar edecektir,fakat eninde sonunda doğruyu kabul etmek zorunda kalacaktır,bunun için sizin onu zorlamanıza gerek yoktur,sadece doğruyu söylemek,anlatmak ve göstermek yeterli olacaktır.
     Mesela çevremizde yardıma ihtiyaç duyan birini görüp ona sırt çevirmek,görmezlikten gelmek,ya da aman bana ne neden başımı belaya sokayım gibi düşüncelere girip,yardım etmemek,kesinlikle ahlaki bir davranış değildir,yardım olayını herkes farklı algılayabilir,mesela kimisi maddi,kimi manevi olarak algılayabilir,önemli olan o kişiye yardım etmek,ve ona doğruyu göstermektir,o kişi her ne kadar doğrudan kaçmaya çalışsa,hatta saldırgan bir tutum sergilese bile asla unutulmaması gereken bir kişinin tek bir kılı dahi çamurun dışındaysa,ondan asla vazgeçmemek ve onu tutup oradan çıkartmak için elinden geleni ve hatta daha fazlasını yapmak gereklidir.
     Peki bu bilince ulaşmak için,kişinin rehberinin kur-an,İncil ya da Tevrat olması mı gerekiyor?
Tabii ki hayır.
     Çünkü dinlere baktığınız zaman,genelde ahlaksızlığı meşru kılan bir anlayış ile karşılaşırsınız,en büyük ahlaksızlıkta insanlardan faydanlanmaktır,kendi iktidarını kurup onu yaşatmak için,insanların bir kısmını kılıçtan geçirilen,bir kısmını da kılıçtan geçiren haline getirip,yine insanların bir kısmını köle bir kısmını da onların sahibi haline getiren,yine kendi yandaşları için (genelde erkekler) istedikleri her şeyi elde edebilecekleri bir yaşam sunan,karşısında olanlarında hem bu dünya da hem diğer dünya da cezalandırılmasını emrederek,insanlar arasında bölücülük yapan,küçük kız çocukları ile evlenilmesini dolayısıyla sex yapılmasını meşru kılan hastalıklı bir inanışın tabii ki insani değer ve anlayışlara önem vermemesi doğaldır.
     Geçenlerde bir süredir sohbet ettiğim bir bayan ile konuşuyordum,bu bayan çok Müslüman ve hayatını islamiyetin hakim olması için adamış diyebileceğimiz bir kişilik,dolayısıyla sohbetlerimiz genelde tartışma şeklinde geçiyor,onunla olan sohbetimiz de hayatta tek bir doğru vardır dedim,o da bana katıldığını,benimle hem fikir olduğunu söyledi,fakat ben çok iyi biliyorum ki onun tek doğrudan kast ettiği Allah ve onun dini olan İslamiyet,bu bayan hayatta her şeyi Allah’a bağlıyor,bayan diyorum çünkü arkadaşım değil sadece sohbet ettiğim biri,yani bu bayan’a göre Allah’a inanmıyorsan ahlaklı olamazsın,Allah’a inanmıyorsan vicdanlı olamazsın,Allah’a inanmıyorsan sevemezsin,Allah’ inanmıyorsan mutlu olamazsın,liste çok daha uzar da bu kadarı yeterli sanırım.
     Yine geçenler de facebook sayfamda bir üyenin birkaç sorusu vardı onlara cevap verdim,konuşmanın bir kısmını sizlerle paylaşacağım.
      ÜYE: Ama ateistler için bunalımda,üzgün,bir boşlukta ve depresif oldukları söyleniyor
      RAD: ohooo kimler içinde mehdi deniyor
      ÜYE: Yani yaşamayı seviyorsun dimi üzgün değilsin?
      RAD: neden üzgün olayım
      ÜYE: Boşlukta değilmisin?
      RAD: yooo koltuktayım,yoksa ateistler havada mı duruyor
      ÜYE: Yaa dinlere inanmadıkları için çok depresiflermiş Öyle değil dimi?
      RAD: ne alakası var be dostum,dine inanıp çıkıp yanımıza 5-10 sarışın güzel          alıp,ankaranın bağlarını çalarakmı mutlu olsaydık
      ÜYE: Peki ateistler insan öldürürler mi?
      RAD: tabii ya kılıç ellerinde kafa keserler,olmadı recm yaparlar,yok yok en iyisi elleri kesmek
     Yazışmaları paylaştığım kişi sorgulamaya çalışıyor,fakat bence asıl yapmaya çalıştığı benim bir açığımı bularak ‘’bak bu noktada sende inkar edemiyorsun’’demek,her iki örneğin temelinde Allah’sız olan birinin ahlaklı,doğru ve gerçekten yaşanılması gerektiği gibi yaşayacağına ihtimal vermeyen iki kişi görüyoruz,bayan’a şunu söylemiştim,madem sana göre her şeyin temeli Allah o zaman ateist bilim adamlarının buluşlarından faydalanmamanız gerekiyor,çünkü bayan’ın söylediğine göre hayatta ya Allah’a ya da Şeytan’a hizmet edilirmiş,ateist bilim adamları Allah’a hizmet etmediğine göre (bu bakış açısı ile)o zaman Şeytan’a hizmet ediyor,sormak lazım o zaman Şeytan’a hizmet edenlerin hayatı kolaylaştırmak adına sunduğu nimetlerden faydalanarak,sizler de (‘’Allah dostları’’)kısmen Şeytan’a hizmet etmiş olmuyormusunuz?
     Yeryüzünde kaç tane ateist gördünüz,insanlar bir dine inanıyor diye onları öldüren?Sayısını bilen ya da bu konu hakkında bir fikri olan lütfen buradan yorum yazarak ya da http://www.facebook.com/pages/Radateist/350121358413521?fref=ts  adresimden mesaj atarak beni bilgilendirebilirler.
     Peki ya tersi?kaç milyon insan sadece inanmıyor diye öldürüldü?sadece araştırıp biraz düşünmenizi istiyorum,ahlak Allah’ın mıdır?yoksa hür beyinlerinmidir?
İYİ SORGULAMALAR…

4 Aralık 2012 Salı

ENGELLİ ALLAH...




Dün 3 aralık dünya engelliler günüydü,bu sabah bir kanalda  sabah haberlerini izlerken engelliler ile ilgili yapılan bir araştırmayı anlatıyordu,Türkiye’de 9 milyon engelli varmış bu rakamda Türkiye nüfusunun bilmem kaçına denk geliyormuş falan diye devam ediyordu haber,tabii bir de sokakta çekim yapmışlar,muhtemelen o çevrede birkaç engelli bulup kameraya doğru yürütmüşler,diğer bir görüntüde ise gözleri görmeyen bir kadın kalabalık bir cadde de yürümeye çalışıyor,sokakta herhangi birine çarptığı zaman insanlar öyle ters ters bakıyor ki neredeyse ‘’önüne bak’’diyecekler,ters ters bakmayanlar ise ‘’Allah’ım halimize binlerce kez şükür’’der gibi bakıyorlardı.
     Genelde facebook kullanıcıları iyi bilir,özellikle dini sayfalarda çoğunlukla engelli ve Afrika’da ki aç ve çaresiz insanların fotoğrafları paylaşılır ve o fotoğrafın altına da yüzlerce beğeni ve yorum yapılır,yorumların geneli de şu şekildedir ‘’çok şükür’’ birkaç fotoğraf paylaşacağım sizlerle,ben sadece facebook’ta bir sayfaya girerek bu fotoğrafları buldum,daha fazlası da mevcuttu ama bunların yeterli olacağını düşündüm.
     Şimdi bir bakalım asrın kitabı olan kur-an ne diyor insanların bu durumu ile ilgili,elbette kur-an’da açıkça engelli ya da özürlüler (sakat)diye bahsedilen bir ayet yoktur,ayetler genelde şu şekildedir.
       İnsanların mallarına ve canlarına maddî veya manevî isabet eden az veya çok her hangi bir musîbet ancak Allah’ın izni ile meydana gelir. Allah’ın izni olmadan bir kimsenin istemesi ve çalışması ile hiç kimseye kaza, bela,âfet ve musîbet isabet etmez. “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez”[Teğabun 11] anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. “İnsanı üzen her şey musibettir”.[Kurtubi,II,175;Beydavi,24] Dolayısıyla insanların her hangi bir uzvundaki ârıza ve hastalık birer musibettir, bu musibet Allah’ın izni ile olmuştur. Allah’ın izni olmadan bırakın insanın bedeninde veya organlarında her hangi bir ârıza ve hastalık olmasını insanın ölmesi bile mümkün değildir.[Al-İmran 145]
İnsanların başına gelen musibet ilâhi bir imtihan da olabilir: “Yemin olsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırmak suretiyle imtihan ederiz”,[Bakara155] “Her can ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ve şer ile deniyoruz.”[Enbiya 35] anlamındaki âyetler bu gerçeği ifade etmektedir. Aslında yaşamı ve ölümü ile insan sürekli imtihan halindedir.[Mülk, 2 Kehf, /7, Hûd, /7]
Allah, musibetler karşısında insanların sabırlı olmalarını istemektedir. Biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırmak suretiyle imtihan edeceğini bildirdiği âyetin sonunda “sabredenleri müjdele. Onlar, başlarına bir musibet gelince ‘biz şüphesiz (ki her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz derler”[Bakara,155-156] buyurmaktadır. Böylece Allah, hem insanların musibet ile karşılaşabileceklerini, hem de musibetler karşısında insanların nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildirmektedir. Musibetlere sabretmek; Allah’a isyan etmemek, bir imtihan geçirdiğinin bilincinde olmak, hata ve kusurlarını gözden geçirebilmek, olayları metanetle karşılayabilmektir, yoksa musibetlere sabır, tedbir alıp çarelere baş vurmamak anlamına gelmez.
Şunu kesin olarak bilmek ve îmân etmek gerekir ki; kâinatı ve içindeki canlı ve cansız bütün varlıkları yaratanEn’âm,/102. ] ve yaşatan,[Hadîd, /2. ] rızık veren[ En’âm, 6/151. Rum, 30/40.] ve düzene koyan,[Fürkân, 25/2 ] öldüren ve dirilten, güldüren ve ağlatan[Necm, 53/43-44. ] Allah’tır. Allah, dilediğini yapar, dilediğini aziz, dilediğini zelil eder, mülk O’nundur, mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır[Al-i İmrân, 3/26. ]...Kâinatta başıboşluk ve düzensizlik yoktur. Hiçbir şey, O’nun izni olmadan meydana gelemez.[Nisa, 4/64; Enfâl, 8/66; İbrahim, 14/25; Fâtır, 35/35/32...] Sözgelimi bitkiler bitemez,[ A’raf, 7/58] ağaçlar meyve veremez,[İbrahim, 14/25.] kâinatın düzeni devam edemez,[Hac, 22/65. ] kimse kimseye zarar veremez.[Mücadele, 58/10. ] Allah’ın izni olmadıkça insanlar, canlarını bile teslim edemezler. “Allah’ın izni olmadan hiç kimse ölmez. (Ölüm,) belirli bir süreye göre yazılmıştır”,[Al-i İmrân, 3/145. ] “Allah, eceli geldiği zaman hiç kimseyi (ölümünü) asla ertelemez”[ Münâfikun, 63/11] anlamındaki âyetler, bu gerçeği dile getirmektedir.
 İnsanın sağlığını, canını ve malını koruması, tehlikelerden sakınması, tedbirli olması, yaptığını iyi ve sağlam yapması Allah’ın bir emridir. Bütün tedbirlere rağmen insan musîbete maruz kalabilir.
 “(Ey Peygamberim! İnsanlara) de ki: Bize ancak Allah’ın yazdığı (takdir ettiği) şey isabet eder”[Tevbe, 9/51. ], “Ne yer yüzünde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Doğrusu bu, Allah’a kolaydır”.[Hadîd, 57/22. ]
Bu ayetlerde; gerek yer yüzüne gerekse canlara isabet eden musîbetlerin önceden bir Kitap’ta, ilmi ilahinin nakşedildiği Levh-ı Mahfuz’da yazılı olduğu bildirilmektedir. Allah’ın ilmi, geçmişi de geleceği kuşatmıştır. Doğumundan ölümüne kadar ömür boyu insanların ne yapacaklarını da, kâinatta neler meydana geleceğini de bilir. Bu bilgisine göre her şeyi önceden bir Kitap’ta yazmıştır. Her şeyin önceden bir Kitap’ta yazılmasının gerekçesini ise yüce Allah şöyle bildirmektedir: “Elinizden çıkana, kaybettiğiniz şeylere üzülmeyesiniz ve Allah’ın verdiği şeyler ile sevinip şımarmayasınız”.[Hadîd, 57/23] Bu ayette Allah, açıkça musibetler karşısında insanların üzülmemelerini, feryâd ü fîgan etmemelerini istemektedir. Çünkü, bütün olup bitenler Allah’ın izni ve takdiri ile olmuştur. İnsanın, “niçin bunlar oldu, niçin bunlar başıma geldi” diye üzülmesinin bir faydası yoktur. İnsanın, “musibetler, Allah’ın takdiri ile olmuştur” deyip sabırlı ve metanetli olması gerekir. Sabırlı olmak musibet karşısında tedbir almamak, musibetlerden sonra gerekenleri yapmamak anlamına gelmez.
Biliyoruz ki Allah “çok merhametlidir”[Fatiha, ½. ]  ve “insanlara zerre kadar zulmetmez”.[ Nisa, 4/40. ] Mala ve cana zarar veren musibetlerin meydana gelmesinde ilâhî irade, takdir ve imtihanın tecellisinde insanların davranışlarının etkisi de var mıdır? Kur’ân’a baktığımızda bu soruya “evet” diyebiliyoruz.
(islamustundur.com’dan alınmıştır)
     Verdiğim linkteki yazı biraz daha uzundu fakat benim yazımın daha fazla uzamamasını ve sıkılmamanız için bir kısmını buraya koydum,yazının tamamını okumak isteyenler verdiğim linkten yazıyı okuyabilirler.
     Yazı da dikkat ederseniz her şeyin Allah'tan geldiği söylenmektedir,bu çok sıradan bir söylem aslında çünkü tüm dinler,tüm kitaplar aynı şeyi söyler fakat ilginç tarafı şudur.
     İnsanlara tüm belaların Allah’tan geldiğine inanmalarını ve asla isyan etmemelerini söyleyen bir kitap ve din,ardından ise Allah’ın asla insanlara zulmetmeyeceğini söyleyen aynı kitap ve din,bu çok açık bir çelişki değimlidir?
     Yazının son kısmında şunu söylüyor ‘’ Biliyoruz ki Allah “çok merhametlidir”[Fatiha, ½. ]  ve “insanlara zerre kadar zulmetmez”.[ Nisa, 4/40. ] Mala ve cana zarar veren musibetlerin meydana gelmesinde ilâhî irade, takdir ve imtihanın tecellisinde insanların davranışlarının etkisi de var mıdır? Kur’ân’a baktığımızda bu soruya “evet” diyebiliyoruz.
     Şimdi şu ayeti dikkatlice okuyup anlamaya çalışalım,MAİDE 33. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
      ‘’Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası’’ ne diyor bir anlamaya çalışalım,açıkça diyor ki bizim söylediklerimiz,bizim getirdiklerimiz bizim yaptıklarımız kesinlikle sorgulanamaz ve değiştirilemez,her kim buna karşı gelmeye kalkarsa cezası şudur diye,.
     Hadi diyelim kurulu düzene karşı çıktığın için ‘’TERÖRİST’’ilan edildin,başarılı olamadın ve yakalandın tabii ki yaptığın eylemin bir cezası olacak,ceza yöntemi elbette sorgulanabilir ama bir şekilde cezalandırılman gerekiyor,tabii ceza sistemi ülkelere ve adalet anlayışına göre değişiyor,mesela Amerika’da bir eyalette idam serbest iken diğerinde değil,olay aynen şuna benziyor 12 eylül 1980 yılında Kenan Evren liderliğinde darbe yapıldı o zaman darbeyi yapanlar kahramandı neden?Çünkü darbe başarılı olmuştu yapılmıştı,şimdi bakıyoruz darbeye teşebbüs edip başaramayanlar vatan haini diye cezaevlerinde yatıyorlar,bu tüm tarih boyunca böyle olmuştur.
     Şunu belirtmekte fayda görüyorum kesinlikle benim yazılarıma siyaset karıştırma ya da taraf olma gibi bir amacım yoktur.
    Muhammed’de aynı şeyi yapmamışmıdır?Yapmıştır ve başarılı olduğu için kurduğu sistem ve taraftarının çok olması sebebi ile bugünlere kadar gelmiştir.
    Tabii en büyük avantajı taraftarlarının onun görüşlerini özgür iradeleri ile seçmemeleridir,çocukluklarından beri onun öğretileri ile büyütülüp,onun söylediği işkencelerden korkarak,itaat etmemesi durumunda başına gelmeyecek kötülük olmadığına inandırılarak büyütülen bir bireyden ne beklenebilir ki?
     Konuyu çok fazla dağıtmadan devam edeyim en iyisi,dedik ki hadi bir sisteme karşı geldiniz ve bir şekilde cezalandırıldınız tamam bunu hadi anladık diyelim (insanların organlarının kesilmesi,recm,idam gibi cezalar asla meşru olamaz)peki ya doğuştan engelli olanlar?
     Onlar kimin ya da neyin cezasını çekiyorlar?engelleri ile mi sınava tabii tutuluyorlar?yoksa diğer engelsiz insanların onlara bakıp ders almaları ve daha iyi bir köle olmaları için mi Allah onları öyle yaratıyor?
     Düşünelim hep beraber,bu doğuştan engelli olan kişinin engelli doğması onun ileride çok kötü bir insan olacağını bilen Allah’ın o kötülükleri yapmasına izin vermemek için mi acaba onu bu halde yaratıyor?
     Ya da belki de o engelli doğan kişi anne ve babasının günahını çekiyordur (dinde böyle bir inanış var)annesi babası çok kötüdür ve bu çocukta onlara bir cezaydı Allah tarafından.
     Ya da yazının başında da belirttiğim gibi  üç-beş kişinin bir araya gelip engelli birine bakıp kendilerine pay çıkarmaları için mi?daha bağlı bir köle olmaları için mi yani?
     Yoksa bu kişi engelli hali ile mi sınava tabii tutulacak?yapamayacağı şeyler istenirse ondan bu haksızlık olacağı için,yapabildiği kadarını yapsın diye geçiştirilecek mi yoksa?peki bu kişi suçunun ne olduğunu sorduğu zaman ya da ben bunu hak etmedim diye düşünerek düşüncesini dillendirmiş olsa,onunda belki de tutmayan elleri ve ayakları kesilecek mi?ya da sürgün edilecekmi?
     Evet kesinlikle evet kim olursan ol,başına ne gelirse gelsin asla ama asla isyan etmeyeceksin,kabul edeceksin,şükredeceksin,bundan beteri var diyeceksin,işte bunlar için sizlere bir sürü ENGELLİ yarattı…
     Düşünün,araştırın,sorun kararı kendiniz verin,bir daha ki yazım Muhammed’in devrimi olacak.
İYİ SORGULAMALAR…