23 Kasım 2012 Cuma

ALLAH'IN EVRENİ...



     Evren uçsuz bucaksız boşluk ve bu boşlukta sayısız yıldız,gezegen,meteorlar var,şöyle söyleyeyim.
     Evren’de net olmamakla birlikte 100 ile 250 milyar galaksi olduğu tahmin ediliyor,rakama bakın ve bu sadece galaksi sayısı.
     Her bir galaksi ise 10 milyon ile 1trilyon arası yıldıza ev sahipliği yapar,mesela bizim galaksimiz olan Samanyolu galaksisinde 200 milyar yıldız olduğu tahmin edilir.
     Şimdi asgari rakamları baz alarak bir hesaplamaya kalkışalım,evrende ki asgari galaksi sayısı olan 100 milyar ile asgari yıldız sayısı olan 10 milyonu çarpalım.
     Bol sıfırlı bir rakam çıktı,yani 1.000.000.000.000.000.000 (1 kentilyon) bu rakamın içerisinden dünya’yı çıkaralım geriye kalır 999.999.999.999.999.999(999 katrilyon 999 trilyon 999 milyar 999 milyon 999 bin 999) geriye kalan bu kadar cisimler boşuna varolmuş demektir. kaldı ki yaptığımız hesaplama minimum değerler üzerinden,bir düşünün her galaksiyi bizim galaksimiz gibi 200 milyar yıldızı içinde barındırıyor olarak hesaplarsak,matematik iflas eder herhalde
     Çünkü bilindiği gibi dünya dışında herhangi bir yaşama dair işaret yok,dikkat ederseniz bilim adamlarının arayışları hep bizim gibi canlıların yaşayabileceği bir gezegen bulmak yönünde,bunun nedeni açık aslında böyle bir gezegen bulup belki orada koloniler kurmak,insanlığın başka gezegenlere yayılmasını sağlamak ve devamlılığını sağlamak.Fakat şimdilik bildiğimiz ne bizler gibi ne de farklı yaşam formları mevcut değil,doğal olarak bu bilgiyi baz alıp ona göre konuşmalıyız.
     Şimdi sorarsanız bu kadar yıldızlar,gezegenler neden yaratıldı diye eminim  verilecek cevap şudur ‘’allah her şeyi bir düzen içerisinde yarattı’’ eee bee kardeşim adama sormazlar mı,bir tek dünya ve üzerinde yaşayan ortalama 7 milyar insan için bu kadar teferruata ne gerek vardı diye.
     Bu kadar büyük bir sistemi yaratacak kadar güçlü ve ol dediği zaman olanın,gücü yetmedi mi sadece dünya’yı yaratmaya?
     Düşünün sadece dünya var ve aynen hadiste söylendiği gibi ; İbni Abbas (r.a.) gibi zatlara isnad edilen sahih bir rivayet var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sormuşlar: "Dünya ne üstündedir?" Ferman etmiş: Dünya, öküz ve balığın üzerindedir.
(Hâkim,el-Müstedrek:4:636;el-Münzirî,et-Terğib ve’t-Terhîb:4:257;el-Heysemî,Mecmeu’z-Zevâid:8:131)
     Öküz ve balığın üzerinde duruyor,yok yok hadi onu da geçtik yine normal boşlukta dursun kabul tamam,fakat güneş,ay,yıldızlar hiç bir şey yok,olmazmıydı,yaşayamazmıydık?
     Herhalde yazamadığımız sayılarda boş cisimler yaratmaktan daha kolay olurdu böyle bir dünya yaratmak,en azından israf ta olmazdı,çünkü bilirsiniz israf dinde günahtır.
     Şöyle bir düşünelim,ilk önce dünya yaratıldığına göre,biz dünya da yaşayacak şekilde yaratılmış olmalıyız doğal olarak.
     İşte tam bu nokta da az önce ki soru tekrar karşımıza çıkıyor,neden sadece dünya’yı yaratmadı da tüm evreni hem de hiç gereği yokken yarattı,bizi sonradan yarattığına göre istediği yerde yaşayabileceğimiz şekilde yaratabilirdi,mesela mars dünyadan daha soğuktur normal şartlarda bir insan orada o soğuk ta yaşayamaz (diğer faktörleri saymıyorum).
     Hadi diyelim bu şekilde olmasını istedi,peki bu kadar övülmeyi,anılmayı her an konuşulmayı,zikredilmeyi isteyen Allah neden en az 1.000.000.000.000.000.000 (1 kentilyon) cismin içerisinde en azından birkaç bin tane daha yaşam yaratmadı?
     Yaratıp bunu dünya da ki insanlara ‘’bakın onlarda sizin gibi beni zikrediyor’’deseydi daha etkileyici olmazmıydı?En azından kaya ve gaz yığınları ile dolu bir evrenden?
     Her şeyin olduğu gibi dünyanın da bir sonu vardır,ve emin olun bu dünya yok olduğu zaman evren hiç bir şey kaybetmeyecek,evren için değişen en küçük bir şey olmayacak,şimdi kimileriniz ‘’nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun,mevkiin sıfatın ne?’’diye sorabilir.
     Beynimizi kullanmamız yeterli,mesela evrende binlerce yıldız sönmüş,yok olmuştur,kara delikler yeni keşfedildi diyebiliriz,ve henüz tam olarak yuttukları enerjinin akıbetinin ne olduğu bilinmiyor,koca evren dünyamızdan kat,kat daha büyük yıldızların sönmesi bile onu etkilemiyorken dünya neden bu kadar değerli olsun ki?
     Tanrı insanları yaratmadı,insanlar Tanrı’yı yarattı…
Görüş ve eleştirileriniz için buradan yorum yazabilir ya da http://www.facebook.com/pages/Radateist/350121358413521?fref=ts  adresimden mesaj atabilirsiniz…
İYİ SORGULAMALAR…
    
    


    

20 Kasım 2012 Salı

ŞOK BASKIN (HAFSA)



     Hafsa olayı diye bilinen olay Muhammed’in karısı olan Hafsa’yı kendi evinde ve yatağında aldatmasıdır,tabii ki düşünmeyen sorgulamayan hatta okuduğu kitabı anlama ihtiyacı duymayan dindar olduklarını söyleyenler bu olayları pek bilmez,bilse bile ‘’Allah’ın hikmeti vardır’’diyerek pek üzerinde durmazlar.
     Olayı kurcalamaları üzerinde durmaları,sorgulamaları,araştırmaları demek aslında inandıkları kişinin gerçek yüzünün ortaya çıkması demektir,bu durumdan olabildiğince kaçar ‘’mümin’ler’’ çünkü korkuları vardır,kur-an o kadar zekice yazılmış ki,sözde getirdiği din’i kimsenin sorgulamasına izin vermez,sorular kesinlikle yasaktır dinlerde,koşulsuz itaat etme zorunluluğu vardır.
     Nasıl mı?
     Bir çok ayet’te inkarcılar,münafıklar bilmem kimler cehenneme atılacak,şuralarına şu sokulacak,buralarından asılacaklar,su da haşlanıp ardından ebedi ateşte yanacaklar gibi çeşitli işkence şekillerini detaylıca anlatmıştır.
     Doğal olarak yeni doğan bir çocuk ailesinin inandığı dine inandırılarak büyütülüyor,daha kem küm etmeye başladığı andan itibaren çocuğa Allah,bismillah,Muhammed vs vs öğretiliyor,6-7 yaşına geldiği zaman ya kur-an kursuna gönderiliyor ya da en azından alınan NAMAZ HOCASI kitapçığı ile evde namaz’ı ve  birkaç duayı öğrenmesi sağlanıyor,tabii bu kitapçığın içinde sadece namaz ve dualar yok,imanın ve islam’ın şartları da var,bakalım şimdi islam’ın  ve imanın şartları nelermiş.
     İslam’ın şartları;
1-Kelime-i şehadet getirmek
2-Namaz kılmak
3-Zekat vermek
4-Oruç tutmak
5-Hac’ca gitmek
     İman’ın şartları;
1-Allah’a inanmak
2-Melek’lere inanmak
3-Kitaplara inanmak
4-Peygamberlere inanmak
5-Ahiret gününe inanmak
6-Kader’e hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak
     Bu kadar inanılması gereken madde ve bunlara inanılmaması durumunda yaşanılacakları bilmek,insanı ister istemez korku ve tedirginliğe sürükleyecektir ve bir süre sonra zarar görmemek için inanmanın zararı olmadığını düşünerek,tam bir köle haline dönüşecektir.
     Durum böyle olunca da elbette sorgulamak imkansız hale geliyor,ve peygamber denilen şahıs ne yapmışsa ilahi bir olay gibi görülüyor,kısacası temelinde korku var.
     Gelelim yine altında ilahi bir unsur aranan HAFSA olayına,bakalım bu olay nasıl gelişmiş ve sonrasında neler yaşanmış.
     Hafsa kimdir;

Hicretin üçüncü senesinde (M.S.625) Hz. Muhammed ile evlenen Hz. Hafsa, M.S.605 yılında Mekke’de doğmuştur. İlk Müslümanlardan Huneys b. Huzâfe es Sehmi (r.a.) ile evlenmiştir. Ancak, Bedir Gazvesi’ne katılan Huneys, dönerken yolda hastalanmış ve daha sonra Medine’de vefat etmiştir. Hz. Hafsa’nın Annesi, Peygamberin en güvendiği sahabelerden ve sonradan Halife olan Hz. Osman b. Mazun kız kardeşi Zeynep, Babası Hz. Ömer bin Haddab (r.a.) dır.
     Babası Ömer’i tanımayanınız yoktur herhalde,bakın olayı babası Ömer nasıl anlatıyor;
     Hafsa dul kalınca Osman’a onunla evlenmesini teklif ettim,hele bir düşüneyim diye cevap verdi.
     Sonra karşılaştığımızda şu esnada evlenmeyi uygun görmüyorum dedi,bunun üzerine Ebubekir’e istersen Hafsa’yı sana vereyim dedim,Ebubekir sustu,müsbet veya menfi bir cevap vermedi.
     Ebubekir’in susmasına Osman’ın teklifimi geri çevirmesinden daha çok üzüldüm,keyfiyatı resulullah(s.a.s)’e arz ettim.
     Üzülme ya Ömer,Hafsa’yı Osman’dan daha hayırlısı alacak,Osman’da Hafsa’dan daha iyisi ile evlenecek buyurarak,Hafsa’nın izdivacına talip oldu,Osman’ıda kızı ümmü gülsüm ile evlendirdi.
     Sonra Ebubekir bana rastladığında,sanıyorum Hafsa’yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin,ben Hafsa’yı resulullah’ın alacağını biliyordum (bana bunu söylemişti)resulullah’ın sırrını ifşa etmeyi uygun bulmadığın için sana cevap veremedim,eğer böyle olmasaydı teklifini kabul ederdim dedi.
1-İbn Sa’d Tabakat,8/82-83;İbn Hacer,el-İsabe,8/51,Kahire,1972;İbn Abdi’l el-istiab,4/1811,Kahire,1960
2-el-Buhari,6/130;Tecrid Tercemesi,10/166(Hadis No:1571)ve 11/339-339(1803 No.lu Hadisin izahı);Riyazü’s-Salihin,2/98(Hadis No:689)
(filozof.net’ten alınmıştır)yazıların tamamını okumak isteyenler verilen adreslerden okuyabilirler.
    Babası böyle anlatıyor kızının nasıl Muhammed’in karısı olduğunu,sonrasında olanlar ise şu şekilde gelişiyor;
     Bu olay şöyle cereyan etmiştir: Resulullah (s.a.v.) cariyesi ve oğlu İbrahim´in annesi olan Mâriye el-Kıptiyye ile, hanımı Hafsa´nın evinde bir araya gelmiş bunu gören Hafsa ise onlan kıskanmış ve Resulullaha sitem etmiştir. Re*sulullah da cariyesi Mâriyeyi kendisine haram kılmıştır. Bunun zürerine Hefsa:" Ey Allanın Resulü, Allanın sana helal kıldığı bir şeyi nasıl haram kılarsın " de*miş, Resululah Mâriye´ye bir daha yaklaşmayacağına dair Hafsa´nın yanında Al-laha yemin etmiştir. İşte bunun üzerine Allah teala bu surenin baş tarafında buİtinan âyetleri indirmiş, Resulullahın haram kılmasını geçersiz saymış, yemin için de keffaret vermesini emretmiştir. Halbuki Resulullah, Hafsa´ya bu mesele*yi gizli tutmasını söylemişti. Fakat Hafsa meseleyi Aişe´ye anlatmış, bunun üze*rine de âyetler inmiş ve meseleyi açıklığa kavuşturmuştur.
(islam-tr.net’ten alınmıştır)
     Ayetler ;
Tahrim suresi 1-2-3-4-5. ayetler.
1.    Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.   
2.    Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.   
3.    Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.   
4.    (Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.   
5.    Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.
     Bu ayetlerde açıkça görünen bir adamın çaresizce çırpınışları neticesinde aynen daha önce olduğu gibi insanları istediği gibi kandırabildiğine çok açık örneklerdir,her defasında böyle olmuştu çünkü,hatta söylediği bir ayet kabul görmeyince onu değiştirecek yenisini söyleyebilecek kadar ileri gitmişti.ayetler çok açıktır her ZEKİ insanın anlayacağı kadar hem de,uzun uzadıya açıklama yapmaya gerek yok diye düşünüyorum,sadece dikkat etmeniz gereken nokta,kur-an’ın genelinde olduğu gibi,bu ayetlerde de tehdit hemde bolca tehdit vardır.
     Muhammed ile Hafsa arasında geçtiği söylenen konuşmayı yazmadım,kaynaklardan emin olamadığımdan dolayı,fakat okumak isteyenler için onu da ekliyorum.
     “Tanrı elçisi! Sen beni kötü duruma düşürdün, aşağıladın. Öyle bir şey yaptın ki, benzerini hiçbir karına yapmadın! Benim günümde, benim sıramda ve benim yatağımda bir cariyeyi yatırıp yapıyorsun!”
Muhammed: “Vallahi Billahi Marya ile bir daha yatmayacağım!”
“Hafsa! Marya’ yı kendime haram etsem de ona bir daha yaklaşmasam; bundan hoşnut olur musun?
“Evet!”
Muhammed hemen ant içmiştir:
“Hafsa! Aramızda kalsın, bunu sakın kimseye söyleme, olmaz mı?”
“Tamam!”

     Ve her zaman olduğu gibi,dünya da ki 1,5-2 milyar Müslüman bu sapıklıklara mantıklı bir açıklama getirmek için uğraşıyor,aradan 1400 yıl geçmesine rağmen hala açıklanamayan,geçiştirmeye çalışılan bir miras bırakan (dinler allahın olduğu için mükemmel olmalıydı) bu zat-ı muhteremi ‘’SAYGIYLA’’anıyorum.
İYİ SORGULAMALAR…

16 Kasım 2012 Cuma

FACEBOOK SAYFAMA GELEN,BİR ÜYEMİZİN MESAJI.

ARKADAŞI İLE OLAN KONUŞMASINI YOLLAMIŞ

BU DA DEVAMI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.

15 Kasım 2012 Perşembe

SALINCAKTAN,GERDEĞE...




     Aişe,Ebubekir’in kızı arkadaşları ile salıncakta sallanırken,birden kendisini babası,yok yok dedesi yaşında bir adamın koynunda bulan Aişe…
     Dini çevreler bu olayın üzerini örtmek için ellerinden geleni yapsalar bile bunda başarılı olamıyorlar,çünkü hadis sahih olarak kabul gören buhari’den gelmektedir.
     Buhari kimdir;


İslam ümmetinin Kur’an’dan sonra yeryüzünde en sahih ve güvenilir olarak kabul ettiği kitabın yazarıdır. Bu kitaptaki hadisler imam Buhari’den önce yaşamış âlimler tarafından da sahihliğinde şüphe edilmemiştir. İmam Buhari’nin kitabının asıl ismi, Camiu’s-Sahih’tir.

Müslümanlar arasında itikadi, ameli ve ictimai her türlü meselelerde en çok ittiba edilen güvenilir eserler olarak kabul edilen kütübü sitte içinde en sahih olan, şüphesiz İmam Buhari’nin Camiu’s-Sahih’idir. Bütün Müslümanlar Kur’an’dan sonra en sahih kitap olduğu konusunda icma etmişlerdir. (http://www.mumine.com’dan alınmıştır)
Birkaç link daha vereyim okumak isteyenler bakabilir.

     Buhari’nin yazdığına göre Aişe olayı şöyle anlatıyor;
Hadis No: 1553
Ben altı yaşında bir kız iken Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem beni akd ve nikâh eylemişti. (Üç sene sonra) biz Medîne`ye hicret ettik. Hâris İbn-i Hazrec oğullarının menziline indik. Müteâkıben ben, sıtmaya tutuldum. Bu cihetle saçım döküldü. (Hastalıktan kurtulduktan sonra) saçım gürleşti, uzayıp omuzlarıma döküldü. Bir kere ben, arkadaşlarımla berâber salıncakta oynarken annem Ümmü Rumân bana doğru geldi ve beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Beni ne edeceğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önün (e geldiğimizde ora) da beni durdurdu. Ben de yorgunluktan kaba kaba soluyordum. Nihâyet soluğum biraz yatıştı. Sonra annem biraz su aldı. Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunyordu. Bunlar bana: – Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! di(ye alkışla) dılar. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah`a teslîm ettiler. Beni hiçbir şey sıkmadı. Ancak Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`i habersiz görünce sıkıldım. (Resûlullah bir sedir üzerine oturmuştu. Yanında Ensâr erkeklerinden, kadınlarından oturanlar vardı. Beni Resûlullah yanına oturttu). Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım.”
     Bu evliliğin savunulamaz olduğunu düşünen bazı Modernist din alimleri ve dindarlar Hz. Ayşe’nin evlendiğinde yaşının 17-18 olduğunu savunmuşlardır. Ve delil olarak hem daha zayıf kaynaklara başvurmuşlar hem de kendilerince bazı ilginç yorumlarla bu sonuca ulaşmışlardır. Fakat Ayşe annemizin Peygamber efendimizle 9 yaşında evliliği ile ilgili bilgiler hem son derece sağlam kaynaklarda geçmektedirler hem de sayıları bir hayli fazladır. Örneğin Hz. Ayşenin o sırada 9 yaşında olduğundan bahseden Sahihi Buharide “4” Sahihi Müslimde “3” hadis vardır. Bu hadis kitapları İslam geleneğinde en güvenilir hadis kitaplarıdır.



Bu hadislere göre Hz. Ayşe 6-7 yaşlarında iken evlilik akdi yapılmış 9 yaşında iken evlilik gerçekleşmiştir. Sahihi Buharide bu konuyla ilgili geçen bir hadis şu şekildedir:



"Abdullah İbni Mesud tarafından rivayet edilmiştir: Resulullah aleyhissalatu vesselam, Hz. Aişe radıyallahu anha ile yedi yaşında iken nikahlandı, dokuz yaşında iken zifaf yaptı. Resulullah aleyhissalatu vesselam, Hz. Aişe onsekiz yaşlarında iken vefat etti" (yazının tamamını okumak isteyenler girebilir. http://forum.islamiyet.gen.tr/peygamberimiz-hz-muhammed-sav/106482-hz-aysenin-yasi-ve-peygamber-efendimiz-ile-evliligi.html )
     Yazıda vurgulanan şu kısıma dikkat lütfen, ‘’Bu evliliğin savunulamaz olduğunu düşünen’’ açıkça belirtildiği gibi böyle bir evlilik kesinlikle yaşanmıştır,bunu çürütmek,olmamış gibi göstermeye çalışmak yerine kabul edip kılıf bulmak daha doğru diye düşünülmüş.
     Bir kısım hala karasız kalmış olacak ki,hem diyor ‘’kesinlikle öyle bir şey yoktur,aişe 17-18 yaşındaydı,ardından şöyle devam ediyor ‘’gel gelelim öyle olsa bile,o zaman ki arap toplumunda bu tür evlilikler normal karşılanıyordu,bu yüzden kimse yadırgamamıştır’’işte devrelerin yandığı nokta!!
      Bir önce ki yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır,okumayanlar bakabilir GELİN'DEN EŞ NASIL OLUR!!!
     Evlatlıkların öz evlat gibi sayıldığı bir geleneği kaldırıp,yerine yıllarca evladım dediği kişinin karısını nasıl kendi karısı yapabileceğini anlatmıştım,şimdi düşünelim biraz.
     Tüm güzelliklerin bir arada toplandığı bir insandan söz ediyoruz,dünyanın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı söylenen,tüm peygamberlerin en önemlisi,insanlara sadece iyiliği,doğruluğu,güzelliği emreden,kötüden sakınılmasını söyleyen,ömrünü Allah’ın sözlerini insanlara yaymak için adayan,tüm güzel vasıfların olduğu bir insan…
     Sadece son iki yazıya bakın,çok fazla bir şey aramaya gerek yok,bu kadar üstün birinin böyle sapıkça eylemlere girişmesi normalmidir?
    Birinde çok güzel olan bir evlatlık geleneğini kaldırırıyo,hem de bunu insanlara uygulamalı göstermek için kendisini ‘’FEDA’’ediyor,evlatlığının karısı ile evlenerek,yetmedi karşı çıkanlar oldu diye Allah’ta onun tarafında yer alıyor ve diyor ki ‘’senden sonra herkese helaldir’’(daha önceki yazıda ayetleri detaylı yazdığım için bu yazıda özet geçiyorum.)ve insanlarda bunu yiyor.işin ilginç tarafı bu adamın daha önce den böyle sapıkça olaylara imza atmışlığı var,işte o da Aişe.
     Şahsen ben bir türlü anlamadım bu olayı,nasıl bir hikmet vardı içinizden anlayan ya da bilen biri varsa lütfen mantıklı bir açıklama yapsın.
     Benim açıklamam şu şekilde;
Küçük yaştaki kızlar ile evlenmek arap topluluğunda normal karşılandığı ve muhammedin de işine geldiği için,bu geleneğe dokunmamıştır,çünkü bu gelenek  o zaman ki arap topluluğunun önemli bir geleneği idi,ve ardından bu gelenek sürsün diye de,tıpkı ZEYD’in karısı ZEYNEB’te yaptığı gibi bu geleneğe  bir örnekle hayat vermiştir diyebiliriz.
     Asıl dikkat edilmesi gereken nokta muhammed’in insanların kaldırılması işine gelen olayları kaldırmasıdır (tabii kendi keyfi için,yoksa insanlar isterse kendileride kaldırabilirdi)


     Bu olaydan sonra aslında zaman içerisinde kabul görmemesi gereken ve kendiliğinden ortadan kalkabilecek bir gelenek hala yaşatılmaya devam ediliyor,buna en iyi örnek Afganistan da ki çocuk gelinlerdir,bilmem kaç ineğe 8-10 yaşında ki kız çocuklarını 50-60 yaşında ki adamlara eş olarak veriyorlar,tabii ne de olsa onların dinleri bakımından bu evlilikte bir sorun yoktur.
Henüz 11 yaşında olan gelin Ghulam kendinden en az 40 yaş büyük olan kocası Muhammed'le düğünlerine gelen davetlileri selamlıyor. Küçük kız öğretmen olmayı hayal etmişti. Ama artık bir adamın üçüncü eşi.
ABD'li serbest fotoğrafçı Stephanie Sinclair tarafından çekilmiş olan fotoğrafta küçük çocuğun gözlerindeki acı ve dram tam olarak okunabilir. Afganistan'daki çocuk gelinlerin dramını gözler önüne seren fotoğraf "UNICEF 2007 Yılının Fotoğrafı" yarışmasında birinci oldu..
11 yaşındaki Ruşen Kasım ve kocası 55 yaşındaki Said Mohammed. 2007'de evlendirilen küçük kız, kocasının ilk eşi, 4 oğulları, 2 kızları ile birlikte yaşıyor. Nikah günü çok utanmıştı. Ama ondan başka utanan olmadı.
     Şimdi bir kısımda çıkıp şunu söylüyor(geçenlerde yorum olarak bir arkadaşımızda yazmıştı)’’Hatice ile 15 yaş fark olmasına rağmen evlendi,neden bunu da söylemiyorsunuz’’
     Mantık yürütün bakalım,sizce neden Hatice ile evlenmiş olabilir?
Ben kendi fikrimi size söyleyeyim,PARA için.
     Dolayısıyla paranın verdiği gücü elde etmek için,bu söylediğim sebebi kanıtlamak çok ta zor değildir,sadece Hatice ve Muhammed’in hayatlarına bakmak yeterlidir.
Hatice:Çok tanınmış ve zengin bir ailenin kızı,daha önce iki kez evlenmiş ve dul kalmış.
Muhammed:Herkesin bildiği gibi babası doğmadan önce ölmüş,annesi doğumundan bir süre sonra ölünce dedesi abdulmuttalip’in yanında kalmaya başlar,dolayısıyla fakirdir.
     Bu durumda karşımızda günümüz de hala yaşanan bir olay var,zengin kız fakir erkek,söylendiğine göre Hatice evlenmek istiyor Muhammed ile tabii bu sebebi ancak Hatice bilir,yapılan yorumlara bakarsak Muhammed çok dürüst,akıllı olduğu için Hatice evlenmek istiyor.
     Şimdi gelelim sorunun cevabına.dünya üzerinde yapılan tüm devrimlere baktığımız zaman,paranın çok önemli bir yer tuttuğunu görürüz,para olmadan devrim asla olmaz Muhammed.
     Tabii Muhammed sistemi değiştirme fikrine ne zaman kapıldı bu bir bilinmezdir,bunu ancak kendisi bilir.Her iki ihtimalde olabilir ya fakir olup acı çektiği,hor görüldüğü bir sistemi kabul etmediği için,ya da Hatice ile evlendikten ve para ile gücü elde ettikten sonra kendisinin  oranın kralı olduğunu düşünmesidir.
     Bir kişinin düşüncelerini (anlatmadığı takdirde)bizim bilme şansımız asla yoktur,o yüzden neler düşündüğünü bilemeyeiz,fakat yaşam tarzından fikirler edinebiliriz,yazıyı çok fazla uzatmayacağım,sizlerden gelecek tepkileri bekleyeceğim ve ona göre ya cevap niteliğinde bir yazı daha yazacağım ya da yeterli olduğunu görüp konuyu burada noktalayacağım.
İYİ SORGULAMALAR…

12 Kasım 2012 Pazartesi

GELİN'DEN EŞ NASIL OLUR!!!



     Zeyd evlatlık Zeyd,karısı babalığı tarafından elinden alınan Zeyd,yuvası yıkılan Zeyd ve karısının başka bir adamın karısı olduğunu görerek yaşamak zorunda bırakılan Zeyd…
     Bu olayı bilipte hala inanmaya devam eden insanların psikolojilerini merak etmekteyim şahsen.
     Önce olayın kahramanlarını tanıyalım.
     Zeyd kimdir?
Zeyd b. Hârise b. Surâhîl el-Kelbî. Üsâme'nin babasi. Ashâbin ileri gelenlerinden olup, Resûlullah (s.a.s)'in en çok sevdigi arkadaslarindandir. Bu yüzden sahâbe arasinda "el-hubb" diye anilirdi.
Tam künyesi: Zeyd b. Hârise b. Surâhîl (Ibn Ishak'a göre, Surahbîl) b. Kâ'b b. Abdiluzza b. Imriülkays b. Âmir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinâne b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lât b. Rufayde b. Sevr b. Kelb b. Vebre b. Taglib b. Hulvân b. Imrân b. Luhaf b. Kuzâa'dir (Ibn Hisâm, es-Sîretü'n Nebeviyye", I, 247; Ibn Sa'd, et-Tabakâtit'l-Kilbrâ, III, 40; Ibnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe fi Ma'rifeti's Sahâbe, II, 281).
Kaynaklarin ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd'in annesi Su'dâ, yaninda oglu oldugu halde akrabalarini ziyarete gider. Bu sirada Benî el-Kayn b. Cisr'e mensup bazi atlilar, Su'dâ'nin akrabalari olan Benî Ma'n evlerine baskin yaparlar. Zeyd'i de bu arada beraberlerinde alip götürürler. Zeyd, bu sirada temyiz çaginda bir çocuktur. Onu, Ukaz Panayirina götürüp satisa arzederler. Hz. Hatice'nin yegeni Hakîm b. Huzâm b. Huveylid de o esnada panayira ugrayip Mekke'ye götürmek üzere birkaç köle satin alir. Zeyd b. Hârise de bu köleler arasinda bulunmaktadir. Hakîm, Mekke'ye döndügünde, halasi Hz. Hatice kendisini ziyarete gider. O da halasina köleleri göstererek, diledigi köleyi seçip götürebilecegini söyler. Hz. Hatice de Zeyd b. Hârise'yi seçer. Daha sonra O'nu, Resûlullah (s.a.s)'e bagislar.
Kelb kabilesine mensup bazi insanlar, hac için Mekke'ye geldiklerinde Zeyd'i görüp tanirlar, Zeyd de onlari tanir. Dönüste durumu babasina haber vererek bulundugu yeri tarif ederler. Zeyd'in babasi Hârise ile amcasi Kâ'b, yanlarina fidye alarak Mekke'ye gelirler ve Resûlullah (s.a.s)'in yanina varip: "Ey Abdulmuttalib'in oglu! Ey kavminin efendisinin oglu! Sizler, Harem'in ehlisiniz, köleyi azad eder, esiri yedirirsiniz. Yaninda bulunan oglumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasiyla fidye verecegiz" derler.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), Zeyd'i çagirtarak, kendisini istemeye gelen bu kisileri taniyip tanimadigini sorar. Zeyd de, bunlardan birinin babasi digerinin de amcasi oldugunu söyleyerek tanidigini ifade eder. Bu sefer Resûlullah Zeyd'e, dilerse babasiyla gidebilecegini, sayet isterse yaninda kalabilecegini söyleyince, Zeyd, Resûlullah (s.a.s.)'in yaninda kalmayi tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd'i elinden tutarak Hicr denilen yere çikarir ve: "Sahid olun, Zeyd benim oglumdur. O bana mirasçidir, ben de O'na mirasçiyim!" diyerek Zeyd'i evlat edindigini ilan eder (Ibn Sa'd, a.g.e., III, 40-42; Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247 vd.; el Askalânî, el-Isâbe fi Temyizi's-Sahâbe, III, 24).
Zeyd b. Hârise, Muhammed (s.a.s.)'e risalet gelinceye kadar yaninda kaldi ve Resûlullah, peygamber olur olmaz O'nun risâletini tasdik edip müslüman oldu, O'nunla birlikte namaz kildi ve: "Onlari babalarinin isimleriyle çagirin..." (el-Ahzab, 33/5) meâlindeki ayet nazil oluncaya kadar "Muhammed'in oglu" diye anildi. Bu ayet-i kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Hârise olarak çogalmaya baslandi (Ibn Hisâm, a.g.e., I, 247; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 42; el-Askalânî, a.g.e., III, 25).
(enfal.de sitesinden alınmıştır)
     Zeyneb muhammed’in halası emine’nin kızıdır,şimdi gelelim bu üçlü arasındaki garip’ten de öte olan ilişkiler zincirine.
     Yine anlatılanlara göre zeyneb ve zeyd ikilisini Muhammed evlendirir,fakat daha sonra zeyd zeyneb’ten ayrılmak ister,işte bu nokta da sorulması gereken soru neden ayrılmak istemesidir,ayrılma isteğinin altında yatan asıl sebep nedir?
     Doğal olarak dindar kesim bu olayın altında Allah’ın hikmeti olduğunu söyleyecek ve öyle savunacaklardır fakat olay hiçte o kadar basit değildir.
       Şimdi farklı kaynaklardan olayın nasıl meydana geldiğine bakalım.bu konuda ki rivayetler:
“Ve bir zaman, (ey Muhammed,) Allah’ın lütufta bulunduğu ve senin de iyilik ettiğin kişiye, “eşini terk etme ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!” demiştin. Ve (böylece) Allah’ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi içinde gizlemiştin; çünkü insanlar(ın ne düşüneceklerin)den çekiniyordun, oysa çekinmen gereken yalnız Allah olmalıydı! (Fakat) sonra Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde onu seninle evlendirdik ki (gelecekte) evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlar(la evlendikleri) için mü’minler suçlanmasın. Ve Allah’ın buyruğu (böylece) yerine getirilmiş oldu. (O halde,) Allah’ın kendisi için takdir ettiği şeyi (yapmasından dolayı) Peygambere hiçbir suç isnat edilemez. (Gerçekte, bu) sizden önce gelip geçenler için de Allah’ın bir uygulamasıydı; ve (şunu unutma ki) Allah’ın iradesi mutlaka tecelli eder. (Ve bu,) Allah’ın mesajlarını (dünyaya) tebliğ edenler, O’ndan korkanlar ve O’dan başka kimseden korku duymayanlar (için de geçerli olan Allah’ın âdetidir): hiç kimse, Allah Kadar, (insanların yaptıkları için) hesap sorucu değildir! (Ve bilin ki ey mü’minler,) Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, fakat o, Allah’ın elçisi ve bütün Peygamberlerin Sonuncusu’dur. Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”[6]
     Buna göre Hz.Peygamber Zeyd’in evine bir ihtiyaç için geldi. Zeynep’i gömleği (dir’un) ve örtüsüyle (hımar) gördü ve “kalpleri çeviren Allah ne yücedir.” buyurdu. Zeyd, eve geldiği zaman Zeynep ona bu durumu haber verdi. Bunun üzerine Zeyd, Zeynep’ten şikayet amacıyla Hz.Peygamber’e geldi ve “Ey Allah’ın Rasulü! Gerçekten Zeynep kibirlidir, diliyle beni üzüyor, bundan dolayı ona ihtiyacım kalmadı” dedi. Hz.Peygamber ona “Allah’tan kork ve karını yanında tut.” buyurdu..[7]
     et-Taberî (310/922) Tefsîr’inde bu rivayeti Yunus b. Abdila’lâ’dan, o da İbn Vehb’den o da Hammad b. Zeyd’den nakletmektedir. Onun nakline göre, Hz.Peygamber bir gün Zeyd’i aramak maksadıyla onun evine gitti. Kapısında kıldan yapılmış bir örtü vardı. Rüzgar örtüyü kaldırınca, örtü açıldı ve Zeynep odasında örtüsüz, yarı çıplak (hâsiratun) bir vaziyette göründü. Hz.Peygamber’in kalbinde ona karşı bir hayranlık oluştu. Zeynep Peygamber’e sevdirilince başkasına soğuk gösterilmiştir. Bunun üzerine, Zeyd gelip, Hz.Peygamber’e “Ey Allah’ın Rasulü eşimden ayrılmak istiyorum” dedi. Hz.Peygamber ona “ne oluyor sana, Zeynep’le ilgili seni şüphelendiren bir şey mi var?” dedi. O, “Hayır, şüphe celbedecek bir şey söz konusu değil ve onda hayırdan başka bir şey görmedim” dedi. Hz.Peygamber: “Allah’tan kork ve karını bırakma.” buyurdu.[8]
     el-Vahidî (468/1074) Tefsîr’inde sened vermeksizin Hz.Peygamber’in Zeynep’i ayakta gömleği ve örtüsüyle gördüğünü, hoşuna gittiğini ve kalbinde (muhabbet ) vuku bulduğunu “kalpleri çeviren Allah ne yücedir.” dediğini naklettikten sonra Zeyd eve döndüğünde Zeynep bu olayı Zeyd’e aksettirmiş ve Zeyd’de ona karşı bir soğukluk oluşmuştur. Bunun üzerine Zeyd, Hz.Peygamber’e gelip ayrılmak istediğini belirtmiştir.[9]
el-Bağavî (516/1122) ise Tefsîr’inde anlam olarak aynı olmakla beraber bazı lafız farklılıklarıyla nakletmektedir. Onun nakline göre Hz.Peygamber Zeynep’i ayakta ve gömleği ve örtüsüyle görmektedir. Zeynep, Kureyş kadınlarının en mükemmel yaratılışa sahip beyaz tenli güzel bir kadındı. Hz.Peygamber’in kalbinde (muhabbet) oluştu ve onun güzelliği hoşuna gitti. “kalpleri çeviren Allah ne yücedir.” diye mırıldandı. Zeyd eve dönünce Zeynep, olup biteni ona anlatmış, Zeynep’in sevgisinin Peygamberin gönlüne düştüğünü anlayan Zeyd, Zeynep’e karşı soğukluk hissetmiştir. Zeyd, Hz.Peygambere gelip “Ey Allah’ın elçisi, karımdan boşanmak istiyorum demiştir. Hz.Peygamber: “Ne oluyor, seni şüphelendiren bir durum mu var” deyince, o “ Hayır, vallahi ondan hayırdan başka bir şey görmedim, fakat o çok kibirlidir.” demiştir.[10]
     Hz.Peygamber, Zeynep bt. Cahş, Zeyd’in ismetinde iken ondan hoşlanmış ve onunla evlenebilmek için Zeyd’in karısını boşamasını istemiştir. Sonra Zeyd, Hz.Peygambere Zeyneb’in ağır sözlerinden ve şerefiyle böbürlenen konuşmalarıyla eziyet ettiğinden şikayet ederek ayrılmak istediğini haber verince, Hz.Peygamber ona: “Allah’tan kork ve zevceni tut” diyerek Zeyd’in onu boşaması konusundaki isteğini gizlemişti. Nefsinde gizlediği şey budur.[13] el-Kurtubî daha sonra şu rivayeti Mukatil b. Hayyan’den nakleder: “Hz.Peygamber, Zeynep bt. Cahş’ı Zeyd’le evlendirdi. Bir süre evlilikleri devam etti. Bir gün Hz.Peygamber, Zeyd’i aramak maksadıyla onun evine geldi. Zeyneb’i ayakta gördü. O, Kureyş kadınlarının en mükemmeli, beyaz tenli, güzel ve etine dolgun bir hanımdı. Ondan hoşlandı (heviye) ve “Kalpleri çeviren Allah ne yücedir.”dedi. Zeynep bu sözü duydu ve onu Zeyd’e anlattı. Zeyd olayın farkına vardı ve “Ey Allah’ın Rasulü! Zeynep’i boşamam için bana izin ver. Çünkü o çok kibirli, bana karşı büyükleniyor ve konuşmalarıyla beni incitiyor” dedi. Hz.Peygamber ona: “Allah’tan kork ve karını bırakma” dedi. Başka bir rivayete göre de Allah bir rüzgar gönderdi, (kapıdaki) örtüyü kaldırdı ve Zeynep evinde ev kiyafetiyle bulunuyordu. Zeyneb’i gördü ve içinde bir muhabbet oluştu. Hz.Peygamber’in kalbinde oluşan muhabbet Zeynep’in kalbinde de oluştu. Zeyd geldiği zaman Zeynep olayı ona haber verdi. Zeyd’de onu boşama fikri doğdu.[14]
     İşte rivayetler ortak ve hemen hemen hepsi aynı şeyi söylüyor,Muhammed’in evladım dediği kişinin karısına nasıl göz koyduğu anlatılıyor.
     Şimdi bir düşünün bakalım,yüce,ulu,her şeyi yaratan,her şeyi bilenin kendi sözlerini söylesin diye gönderdiği,hatta onun uğruna alemleri yarattığı kişi,evladım dediği kişinin karısına aşık oluyor.
     Cahiliye dönemi diye tabir edilen,putlara tapılan,kız çocuklarının diri diri gömüldüğü söylenen o toplumda bile böyle bir olay kabul görmezken,sözde Allah’ın sözlerini getiren kişinin yaptığı şey ne diye tanımlanır?
     Çok açık,sapıklık olarak nitelendirilir,ortaya çıkan bu tabloya baktığımız zaman,cahil diye anlatılan insanların mı cahil,yoksa sözde onlara Allah’ın emirlerini getiren kişinin kurduğu sistem mi cahilliği,sapıklığı empoze ediyor siz karar verin.
     Sonuç itibari ile Muhammed istediğini elde ediyor ve Zeyneb ile evleniyor,bu olaya en çok karşı çıkanlarda sözde o cahil olan,putlara tapan insanlar oluyor,ne kadar komik bir durum değimli?
     Tabii yaptığının doğru olmadığının farkında ve olayı meşrulaştırması gerekiyor,bunun en kolay yolu da tabii ki hemen ‘’EN BÜYÜK YARDIMCISI’’ Allah’ın ona yeni yollayacağı ayetleri söylemesi,evet işte bu kadar ‘’Allah böyle söyledi o istedi benim zeyneb ile evlenmemi,benim bir suçum yok,o ne emrederse ben yapmak zorundayım’’diyerek kendisini olayın dışında tutup suçu Allah’ın üzerine atmıştır.
     Peki müminler neden sessiz kalmıştır bu olaya bence 2 nedeni vardır.
1-İşlerine geldiği için,belki içlerinde evlatlıklarının karılarına göz koyanlar vardı,ya da göz koyabilecekler,artık yol açılmış oluyordu,evet erkekler için istediklerini elde etmenin bir yolu daha meşru kılınmıştı,sessiz kalmaları çok doğaldı.
2-Elbette ki koca peygamber ve Allah’ın emirlerine karşı gelip,Cennet’te ki hurilerden vazgeçmek istemiyorlardı,sessiz kalırlarsa hem bu dünyada istedikleri bir kadını daha elde etmek kolaylaşmış hemde hurilerle aralarındaki mesafe daha da kısalmış olacaktı.
     Gelelim hemen bu konu ile ilgili inen ayetlere.
AHZAB 37. (Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
     Peki sadece söylenmesi yeterli değilmiydi?illa uygulamalı gösterilmelimiydi?hadi diyelim uygulamalı gösterildi neden bu oyunda başrolde peygamber vardı?açıkça bellidir bu ayet yaptığı şeyi meşru kılmak için Muhammed tarafından yazılmıştır.
     Zaten ayetin başında şu kısma dikkat: Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun
     Demek ki bir süredir zeyneb’i gözüne kestirmiş ve içinde yaşıyormuş aşkını,ve bu sürede de zeyd’i ikna etti muhtemelen zeyneb’i boşaması için,ardından da böyle bir ayet ile tüm inananlara serbest etti ki ‘’niye bizim neyimiz eksik’’diye itirazlar olmasın.
     Diğer bir ayet:
AHZÂB - 40 Muhammed, sizden birisinin babası değildir ve fakat Allah'ın resûlüdür ve peygamberlerin sonuncusu ve Allah, her şeyi bilir.
     Çok açık biçimde deniyor ki canımın istediği her kadın bana helaldir,evlatlık falan tanımam,yeter ki isteyeyim ve sizde sakın bana karşı gelmeyin.Özellikle de belirtiyor son peygamber olduğunu,yani benden artık yok kıymetimi bilin.
     Şimdi şu ayete çok dikkat edelim:

     AHZAB 33/6. Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah’ın Kitap’ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap’ta yazılı bulunmaktadır.
     Ne diyor ayette miras falan ama önemli olan başıdır şu kısım : Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir.
     Bir önce ki ayette hiç kimsenin babası olmayı kabul etmeyen Muhammed çok kıskanç olacak ki kendisinden sonra kesinlikle eşlerine kimsenin el sürmemesi için eşlerini müminlerin annesi ilan ediyor.
     Çok uzun yazılar yazarak sizleri sıkmak istemiyorum ama hoş görün ki konu çok uzun,öyle bir iki sayfa ile kesinlikle anlatılacak bir şey değil,en az 3-4 sayfa daha yazacaktım fakat dediğim sebepten dolayı burada noktalıyorum şimdilik bu konuyu.

İYİ SORGULAMALAR…

10 Kasım 2012 Cumartesi

CENNET'Mİ CEHENNEM Mİ?


Madem tanrı çok büyük,çok yüce o zaman neden ona oranla aciz olan kullarının onu zikretmesini ister?
     Neden hep övülmek,takdir edilmek ister?
     Neden kendisini sevmeyenin,sevenleri tarafından öldürülmesini emreder,bu da yetmezmiş gibi,bir de kendisi hesaplaşmak ister sözde yarattığı kulu ile.
     Peki bir insan bunları hak etmek için ne yapmıştır?
     Bunları hak etmek için ne kimseye tecavüz etmesine,ne kumar oynamasına,ne içki içmesine,ne hırsızlık yapmasına,ne katil olmasına gerek yoktur,tek yapması gereken şey,ben Tanrı’yı kabul etmiyorum demesidir.
     Bunu söyledikten sonra neler mi olur?
İlk önce çevresinin tepkisini alır,dışlanır,tanıdığı herkes zaman içerisinde ona sırt çevirir yalnızlığa mahkum olur,sonra ona sırt çevirenler (eski arkadaş ve dostları)onun görüşünü sağda solda dillendirip daha fazla duyulmasına(düşüncesi ayıp olmamasına rağmen)tutucu dediğimiz o yobaz kesimin daha fazla diline düşmesine sebep olur,artık bu insanın ne kadar iyi ve dürüst biri olduğunun hiç önemi yoktur,çünkü o çevredeki herkes için tek önemli olan şey Tanrı’ya inanmasıdır.
     Tanrı’ya inansında içkimi içiyor önemli değil gençtir elbet birgün Tanrı kalbine iman verir,kumar mı oynuyor bir iki kaybeder bırakır,birini mi öldürdü sorun değil Tanrı bağışlayıcıdır,bunların hiç birisi önemli değil ki ne de olsa Tanrı’ya inanıyor ve eğer TÖVBE ederse affolacaktır.
     Hadi diyelim TÖVBE etmeden öldü böyle bir ‘’MÜMİN’’o zaman ne olur?
O zaman da şöyle olur,o ‘’MÜMİN’’Cehennem’e atılır yakılır,kızartılır,kafası balyoz ile dağıtılır beyni dışarı akıtılır,suda haşlanır,bi tarafına bir şeyler falan sokarlar kısacası cezasını çeker ve ilk uçak,otobüs,tren ya da gemi ile ver elini Cennet,artık durmak yok 7/24 alkol,kadın,sex istediği her şeyi yapabilir.
     Şimdi bir kesim bu anlattıklarıma kesinlikle karşı çıkacak ilk olarak ‘’olur mu öyle her tövbe kabul olmaz’’diyeceklerdir ‘’sonra da kur-an’da böyle bir şey yazmıyor,kimse Cehennem’den sonra Cennete gidecek diye,uyduruyorsun’’ya da ‘’bir kısım islamı bilmez kişilerin uydurduğu şeydir,bu Cehennem’den sonra Cennet’e gidileceği olayı’’diyerek geçiştirmeye çalışacaklardır.
     Şimdi birkaç Ayet’e bakalım;
Meryem suresi 71.ayet: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
Meryem suresi 72.ayet: Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.

“Allah dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır.” (Bakara, 2/284; Al-i İmran, 3/129; Maide, 5/18,40) mealindeki ayetlerde müminler söz konusudur. Çünkü kâfirlerin affı diye bir şey olmaz. O halde, ayetin işaretinden şunu anlıyoruz:“Allah, günahkâr müminlerden, dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır, daha sonra cennete alır.”
Şu hadis-i şerif bu manayı desteklemektedir. Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak Cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten) sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149).
Zerre miskal imanı bulunan bir kimsenin, netice itibariyle cehennemden çıkıp cennete gireceğine dair ehl-i sünnet alimlerinin görüşleri arasında bir ihtilaf yoktur.
Mümin olarak ölenlerin ebedi Cehennemde kalacağını bildiren bir ayet yoktur. Ebedi cehennemde kalacaklarla ilgili ayetler ise kafirler hakkındadır. (sorularlaislamiyet.com’dan alınmıştır)
     Bu anlatılanlara bakıldığı zaman bir şekli ile Cennet’e gidileceği söyleniyor o ‘’MÜMİN ve MÜMİNENİN’’ geriye kalanların başına gelecekleri tahmin bile edemeyiz,çünkü hiç birimizin hayal gücü (işkence gücü)o kadar fazla değildir.
     Yukarı da yazılanları hemen hemen tüm islami kesimler kabul eder,sonunda Cennet vardır.
Son 3-4 gündür Adnan Oktar’ın çalışanları,öğrencileri,evlatlıkları ya da her ne sıfatla yanında bulunuyorlarsa artık,kızlardan biri ile facebook üzerinden soru cevap şeklinde bir görüşmemiz oldu.
     Tabii bu görüşme de ben inançsız,Allahsız olduğum ve sorguladığım (aslında sorgulama kısmını çoktan geçmiş olmama rağmen,düşüncelerim net olmasına rağmen sorguluyor görünmem normal)ben soruları soruyordum o da ‘’ZAMAN’’buldukça cevaplıyordu(hala mesajlaşmamız devam etmekte)birkaç soruma yayından cevap verdiler dün,yayından cevap vermelerinde sorun yok ta tek sıkıntı şu oluyor,onlar konuşuyor ben anında cevap veremiyorum,son sorduğum sorulardan biri de yukarıda yazdıklarımdan biriydi,soruyu paylaşıyorum sizinle.
     SORU: ben içki içmem,kumar oynamam,kimsenin hakkını yemem,bunları yapmama ma  rağmen bunları yapan ve sonunda da tövbe edip yırtanlara karşıyım,onlar cezalarını çektikten sonra cennete gideceklermiş söylenen o,ama ben hiç birini yapmama rağmen sadece inanmıyorum diye ebedi cehennemde kalacam olay bu mu yani?adalet bumu?
     CEVAP: Sİzin sorunuza sonra cevap vereceğim dememin sebebi cevabı canlı yayında vermemin uygun olmamasından
Sorunuzun cevabı şu:
Sadece Allah'a iman ettiğni svöylediği için bir kişi bir süre cehennemde yanıp çıkamaz
1. Allah insanların kalplerini bilir. Allah'ı kimse haşa kandıramaz.
2. Cehennem de cennette sonsuzdur. O söylediıiniz inanış gelenekler içerisinde yanlış olarak gelmiştir. KUran'da böyle sir izah yoktur
3. kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biz bilemeyiz
     Konuşma şu şekilde devam etti; kuranda bununla ilgili ayetleri bulup yollayacam sana
     CEVAP: Bu konuda KUran'da bir ayet bulamazsınız
RAD (BEN): meryem suresi 71. İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere, mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. ve 72.ayet Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız."
bu ayetleri sağlam bir hadis kaynağı ile de desteklemek istedim,“Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten (ve ancak Cenab-ı Hakk’ın bildiği bir müddet geçtikten) sonra Allah: ‘Bir hardal tanesi kadar imanı olanları cehennemden çıkarın’ buyuracak ve çıkarılacaklardır…” (Buharî, İman, 15; Müslim, İman, 147-149).
     CEVAP: Ayeti yanlış yorumlamışsınız. BU ayette en başta cehennemi inanan inanmayan görmeyecek hiç kimse kalmayacağını anlatıyor Allah. daha sonra iman edenler ordan kurtarılacak yani cehenneme gitmeyecek inkarcılar içinde kalacak
HAdis kaynağı bu anlamda geçerli olmaz
     Ayet’i yanlış yorumladığım söyleniyor,bunun üzerine daha önce facebook sayfamda yazmıştım Adnan hocalarının peygamberin söylediklerine ve yaptıklarına ayetlerden daha fazla önem verdiğini,aynı şeyi yazdım.
     RAD: 1 hafta önce belki daha fazla tam hatırlamıyorum gece yine izliyordum programınızı,herhalde izleyenlerden biri namaz neden 5 vakit diye bir soru sormuştu,ve adnan beyde kuranda 2 vakit peygamberimiz yıllarca iki vakit kıldı sonra 5 biz efendimizin yaptığını yapıyoruz demişti,bu yolladığım hadiste sahih bir hadistir
     CEVAP: Özetle Kuran'da böyle bir ifade yok
     Cevaba dikkat lütfen kestirip atma söz konusu,o zaman bu konuşmadan şunu anlamamız gerekiyor,söz konusu olan(yazıştığım)arkadaş ve onun arkadaşları ve hocaları için geçerli tek şey kur-an.
     Kendileri ile çelişiyorlar,işlerine geldikleri gibi davranıyorlar,işlerine geldimi hadis kur-an’dan daha doğru,daha önemli,işlerini geldimi kur-an daha doğru ve önemli hadiste neymiş.
     Ve bakın benim onunla yazışmamın sonucu sayemde allah’tan bir mucize gelmiş tarafına.
MUCİZE: Ayrıca sabah namazında iki gün üst üste KUran'da aynı sayfayı açtım. Sol sayfaya bakıyordum . Bir hikmeti vardır diye tekrar okudum. SAğ sayfada sizin sorularınızın cevabı vardı. Maide SUresi 32,33,34
     Benim aslında soru olarak ona sorduğum ayetler özellikle,33. ayet bu nu ona da söyledim ama bir önemi yok tabii ki.
     Bunları sizler ile paylaşmamın nedeni her dinde olduğu gibi İslamiyet’te de her dini biliyorum diyen kendine göre yorumluyor,kendine göre konuşuyor,bu arkadaşın söylediklerinin doğru olduğunu baz alırsak,bu arkadaşa göre diğer tüm Cehennem’den sonra Cennet’e gidilecek diyen tüm din adamları sahtekar durumuna düşüyor,yok onların dediklerini baz alırsak bu arkadaşlar ve hocaları sahtekar oluyor,kararı siz verin.
     Yok yok karar vermeyin,şunu düşünün bu kadar kendi içerisinde bile çelişen bir dine inanmak insanı delirtmezmi?
    Bu tablodan ortaya çıkan şu,kime denk geldiysen,yani Cehennem’den sonra Cennet’e gidileceğine inanan ve bunu söyleyen birine denk geldinizmi öyle inanıp öyle yaşarsınız,yok tersi olan bunun gibi Cehennem’lik Cehennem’e,Cennet’lik Cennet’e diyen diyen bir zihniyete denk gelirseniz,öyle yaşarsınız.
     Buyurun buradan yakın,işin içinden çıkın çıkabilirseniz,çıkamazsınız asla çıkamazsınız ve sonunda ‘’aman bu ney yaw,bize inanmak düşüyor inanırız olur biter,en iyisini Allah bilir’’deyip koyun olmaya devam edersiniz.
    
     NOT:Yukarı da yayınladığım mesajlaşmalarımda benim adresimin facebook’un mesaj yollamamı engellemesi nedeni ile bir arkadaşımın facebook adresinden mesajlaştım,bu durumu karşı tarafa da ilettim.
     İYİ SORGULAMALAR…  

6 Kasım 2012 Salı

BÜYÜKLERE MASALLAR(UÇAN MELEK)



   İdris ilk terzi,terzilerin piri,anlatılana göre 3. peygamber ve Adem’in 6.kuşaktan torunu olduğu söylenir,şimdi İdris ile ilgili hikaye’ye bir bakalım.
Hz. İdris, Hz. Şit aleyhisselamın torunlarından bir peygamberdir. Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asıl adı Ahnuh’ (Hanuh) dur. Kur’an-ı Kerimde, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir. Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni’me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir. İdris aleyhisselam’ın Babil veya Mısır’da Münif’de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir. Babasının ismi Yerd’dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet’tir. Kendisi Adem aleyhisselamın altıncı göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a.s) – Yerd – Mehlail – Kinan – Enus – Şit (a.s) – Adem (a.s). İdris aleyhisselamın pek çok evladı olmuştur. Bunlardan en meşhuru Metüselah’dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhisselamdan sonra ona geçmiştir. Adem aleyhisselam’in oğlu Kabil’in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmiştir.

Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah’in emir ve yasaklarını bildirmiştir. İdris aleyhisselamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir. Kendisine verilen bircok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi. İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır. Ama ne yazik ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir. İdris aleyhisselam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir. Kendisi 100 şehir kurmuştur. İnsanlara çok ilimler öğretmiştir. Bunlardan bazıları fen, tıp ve astronomidir. Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır. Bunlar tabiiki Allah’ın ona bir ihsanıdır. Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir. ve bir müddet sonra Aşure gününde göge kaldırılmıştır « Kitapta İdris’i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi .Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57)
Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tıp ilimlerini İdris aleyhisselamın kitaplarından almıştır. İdris aleyhisselam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir. Allahü Teala mübarek Kur’an-ı Kerim’de: « İsmail’i, İdris’i ve Zülkif’i de (yadet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmuştur. (yadet’mek: anmak, adını anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, M.K.). Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a.s.) de bir hadis-i şerifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım. Cibril bana:” Bu gördüğün İdris’dir. Ona selam ver” dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra bana:” Merhaba salih kardeş, salih peygamber” dedi » buyurmuştur. (Buhari, Müslim) (islamiyet.gen.tr’den alınmıştır)
     Hikaye 2:

Kurân-ı Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden. Hz. Şit'in torunlarındandır. Asıl ismi, Ahnûh veya Hanûh'tur.[1] Kurân-ı Kerîm'de, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir.[2] Kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için “Müselles bin-Ni'me” (kendisine üç nîmet verilen) de denilmiştir. Babasının adı Yerd, annesinin adı Berre veya Eşvet'tir.[1]
Hz. İdris, Hz. Adem'in 6. göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi, şöyledir: İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enuş - Şit (a.s) - Adem (a.s).[2]
Hz. İdris'in Bâbil'de veya Mısır'da Mûnif denilen yerde doğduğu rivâyet edilmiştir.[1] Pek çok evladı olmuştur. Bunlardan en meşhuru, Metüselah'dır, çünkü Resulullah efendimizin nûru, Hz. İdris'ten sonra ona geçmiştir.[2]
Kendisine otuz suhuf (forma) kitap verildi. Diri olarak göğe kaldırıldı.

Hz. Adem'den ve Hz. Şît'ten sonra; insanlar, madden ve mânen bozuldular. Hz. İdrîs, içinde yaşamış olduğu, Kâbil'in evlâdından bir topluluğa peygamber olarak gönderildi. Her türlü isyân, kötülük ve günâhın işlendiği bu topluluğa Allah-u teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi ve Allah-u teâlâya kulluk etmeleri gerektiğini sabırla anlattı. Allah-u Teâlâ ona otuz sayfa (forma) kitap gönderdi. Cebrâil, dört defâ gelerek Allah-u teâlânın emir ve yasaklarını tebliğ etti.[1] Hz. İdris'in bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir.
Kendisine verilen birçok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri için emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi.[2]

Hz. İdrîs, kavmine kendisinden sonra gelecek peygamberleri, son peygamber Hz. Muhammed'in vasıflarını bildirdi. Kendisinden sonra gelecek olan Nûh Tûfânı'nı ve Âhir zaman peygamberi Hz. Muhammed'i bütün tafsilâtıyla anlattı. Peygamber olduğunu ispat eden birçok mûcizeler gösterdi. Fakat kendisine kavminden pek az kimse itâat etti, pek çoğu ise karşı geldi. Bunun üzerine Hz. İdrîs, yaşamış olduğu Bâbil diyârından Mısır'a hicret etti. Kendisine îmân edenlerle birlikte burada yerleşti. Allah-u Teâlâ, ona yetmiş iki lisanla konuşmayı nasip etti. Her kavmi kendi lisanıyla hak dîne dâvet etti. Harp âletleri yapıp, kâfirlerle cihâd etti.

İnsanlara şehir kurmak sanatını ve idârecilik ilmini öğretti. Yüz şehir kurdu. Bunların en küçüğü Diyarbakır yakınında bulunan Rehâ şehridir. Her millet de öğrendikleri bu kâidelere göre kendi bölgelerinde pek çok şehirler kurdu.

İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. pek çok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allah-u Teâlâ, ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesap ilmini öğretti. Hz. İdrîs, kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allah-u teâlânın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıp bilgilerini Hz. İdrîs'in kitâbından aldılar.

Hz. İdrîs, uzun seneler insanları hak dîne dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp her birine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı.[1]
Hz. İdrîs diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.

Hz. İdrîs, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bî adedil-evrâk) “Ağaçların yaprakları kadar” diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini îmâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. Hz. İdrîs, bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi”, Hz. İdrîs'ten kalmıştır, denir. Melekler, grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazîfesini, tesbihini bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar, Allah'ın Hz. İdrîs'e verdiği mûcizelerdir.

Hz. İdrîs'in hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:

“Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.”

“Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basîret ehlini hakîr ve aşağı görür.”

“Dostlar arasındaki hakîkî sevgi, içinde bir menfaat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.”

“İnsanda bulunan en fazîletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.”

“İyi hasletlerin en üstünü; kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik, cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.”
[1]

Hz. İdris hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir. Allah-u Teala mübarek Kur'an-i Kerim'de: «İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de (yâd et). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi.» (El-Enbiya, 85-86) buyurmuştur. (yad etmek: anmak, adini anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, M.K.).
Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) de bir hadis-i şerifinde: «Ben (Miraç gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım. Cibril bana: "Bu gördüğün İdris'tir. Ona selam ver" dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra bana:" Merhaba salih kardeş, salih peygamber" dedi.» buyurmuştur. (Buhari, Müslim) [2]
Hz. İdris ve Azrail Aleyhisselam Kıssası

Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil, Hz.İdrîs'i ziyârete geldi. Hz. İdrîs, Azrâil'e: “Bir anlık benim rûhumu al.” dedi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Azrâil'e; “Onun rûhunu al!” diye vahyetti. Azrâil, rûhunu aldı. Allah-u Teâlâ, Hz. İdrîs'in rûhunu tekrar iâde etti. Hz. İdrîs, Azrâil'e; “Beni semâlara götür. Cennet'i ve Cehennem'i göreyim.” dedi. Allah-u Teâlâ, Azrâil'e onu semâya götürmesini, Cehennem'i ve Cennet'i göstermesini vahyetti. Hz. İdrîs'e Cehennem gösterildi. Cennet'e götürüldü. Cennet'e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; “Niçin çıkmıyorsun?” diye sorulunca; “Allahü Teâlâ, «Her nefis ölümü tadacaktır.» buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allah-u Teâlâ, «Herkes Cehennem'e uğrayacaktır.» buyurdu. Ben oraya uğradım. Allah-u Teâlâ, «Onlar oradan (Cennet'ten) çıkmayacaklardır.» buyurdu. İşte ben bunun için Cennet'ten çıkmak istemem.” dedi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Azrâil'e vahyedip, Hz. İdrîs'in Cennet'te kalmasını bildirdi. Hz. İdrîs, böylece Cennet'te kaldı. Bu husus, Kurân-ı Kerîm'de Meryem sûresi 57. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.” buyrulmak sûretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri, âyet-i kerîmede bildirilen “yüce mekân”dan murâdın, peygamberlik ve Allah-u teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir. Nitekim Buhârî ve Müslim'de bildirilen hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz (S.A.V.), Mîrâca çıktığı zaman, Hz. İdrîs'i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir.[1]
"Tefsir-i Keşf'ul Esrar ve İddet'ul Ebrar" adlı eserde, Azrail Aleyhisselam ile Hz. İdris'in kıssası ise şöyle anlatılır;
Hz. İmam Muhammed Bakır, Hz. Peygamberin (Allah'ın selamı O'na ve Ehl-i Beyt'ine olsun) şöyle buyurduğunu naklediyor: Meleklerden birisi, Allah katında bir makam sahibiydi. Bir kusurundan dolayı Allah (c.c) onu yeryüzüne yolladı. O, Hz. İdris'in yanına gelerek şöyle arz etti: "Allah'ın dergahında bana şefaatçi ol."

Hz. İdris, üç gün oruç tuttu.Bu üç gün oruçta iftar vakitlerinde hiçbir şey yemedi. Üç gece boyunca bıkıp usanmadan Allah'a ibadet etti. Üç gün ve gecenin ardından seher vakti Allah'ın dergahına o melek için şefaatçi oldu. Allah (c.c) da onun şefaatini kabul ederek o meleği yeniden gökyüzüne çıkmasına izin verdi.

Melek, gökyüzüne çıkarken Hz. İdris'e şöyle dedi: "Bana yaptığın bu iyilikten dolayı bir arzu ve hacetini yerine getirmek isterim."

Hz. İdris, şöyle buyurdu: "Allah'tan arzum ve hacetim şudur: Ben, Azrail'i görmek istiyorum. Onu görürsem, belki alışırım. Zira onu andıkça, Allah'ın bana bahşettiği tüm nimetler, neredeyse anlamını kaybediyor."

Melek, kanatlarını açarak binmesini söyledi. Hz. İdris'i birinci semaya götürdü. Orada Azrail'i sordular. İkinci semaya çıktığını söylediler. Melek Hz. İdris'i ikinci semaya çıkardı. Aynı şekilde yukarı çıkarken dördüncü sema ile beşinci sema arasında şaşkınlık içindeyken gördüler. Melek, Azrail'e şaşkınlığının sebebini sordu.

Azrail şöyle cevap verdi: "Ben, Arş'ın altında idim.Allah, Hz. İdris'in canını dördüncü ve beşinci sema arasında almamı emretti. Şimdi onu karşımda buldum."

Hz. İdris, bu sözü duyunca titremeye başladı ve meleğin kanadından düştü. Azrail'de hemen oracıkta canını aldı.

Keşf'ul Esrar tefsirinin yazarı, Hz. İdris'in gökyüzüne çıkması hadisesini İbn-i Abbas ve bir grup müfessirden naklen şöyle anlatmaktadır: Hz. İdris, havanın sıcak olduğu bir zamanda sahraya gitti. Sıcaktan dolayı iyice bunalınca şöyle dedi: "Ben, bu sıcaklığa bir saat dayanamıyorum.Peki, onu taşıyan melek onun sıcaklığına nasıl dayanıyor?" Bu halde iken şöyle dua etti: "Ey Rabbim! Güneşi taşıyan melek için onun ısısını ve ağırlığını hafiflet."

Allah, Hz. İdris'in o melek hakkında yaptığı duayı kabul etti. Güneş'in o melek için ısı ve ağırlığını hafifletti. Melek, bu durumla karşılaşınca Allah'a şöyle nida etti: "Ey Rabbim! Bu hüküm nedir? Neden benim hakkımda böyle bir hükümde bulundun?"

Allah şöyle buyurdu: "Kulum İdris'in duasına sebep bunu yaptım."

Melek, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni onun yanına yolla ve benimle onun arasında bir dostluk sağla." İzin verilince Hz. İdris'in yanına geldi. Hz. İdris, şöyle buyurdu: "Senin misafir olarak gelen meleklerden olduğunu biliyorum.Yine de biliyorum ki Azrail'in yanında belli bir yerin var. Senin sözünü kabul edecektir. Benim için şefaatçi ol. Canımı almayı biraz ertelesin. Bana biraz zaman tanısın ki Allah'a ibadet edeyim ve nimetlerine şükranımı daha fazla sunayım."

Melek, onu kendi kanatlarına alarak gökyüzüne götürdü. Onu güneşin doğduğu ufka oturttu. Kendisi de Azrail'in yanına giderek şöyle dedi: "Benim senden bir arzu ve isteğim var. Hz. Adem'in evlatlarından ismi İdris olan bir dostum beni şefaatçi olarak sana yolladı. Ona biraz vakit ver."

Azrail, şöyle dedi: "Bu, benim elimde olan bir şey değil.Aynı şekilde mahlukların ecellerini erteleme veya öne alma diye bir şey olamaz.Ona göre hazırlık yapsın."

Azrail, ömürlerin yazılı olduğu divana baktı ve şöyle dedi: "Sen, öyle bir adamdan bahsediyorsun ki onun ömründen geriye pek bir şey kalmamış.Onun ömrü güneşin ufkunda olduğu yere kadardır."

Melek, şöyle dedi: "O, şu an güneşin ufkunda oturuyor. Ben, şimdi onun yanından geldim."

Azrail: "Dönünce onu canlı bulamayacaksın."
Melek geri geldiğinde Hz. İdris vefat etmişti.

Veheb, şöyle diyor: Hz. İdris, kendi döneminin en çok ibadet eden insanıydı. Dünyaya itina etmez, sürekli cenneti arzulardı. Bir an bile Allah'a ibadet etmekten geri kalmazdı. Her gün onun amelini gökyüzüne götürüyorlardı. Melekler bile onun ibadetinin fazlalığından dolayı şaşkındılar. Azrail, onu görmeyi çok arzuluyordu. Allah'tan Hz. İdris'i ziyaret etmesi için izin istiyordu.Allah, ona ziyaret izni verdi. Azrail, insan kılığında Onu ziyaret etti. Sürekli oruçlu olan Hz. İdris, akşam namazından sonra iftar etti. Azrail de insan kılığında ordaydı.Onu da yemeğe davet etti ama o bir şey yemedi.

Azrail, şöyle dedi: "Ben Azrail'im. Allah'tan seni ziyaret etmem ve seninle sohbet etmem için izin istedim."

Hz. İdris; "Senden bir hacet ve arzum var." dedi.

Azrail: "Nedir?"

Hz. İdris: "Benim canımı almanı istiyorum."

Azrail: "Bunu ancak Allah'ın emriyle yapabilirim."

Allah katından kendi istiyorsa canını al diye emir geldi. Azrail, onun canını aldı. Allah (c.c), hemen Hz. İdris'i diriltti.

Azrail: "Ey İdris! Ne gördün?"

Hz. İdris: "Fena halde zorluklar ve dehşete düşüren azaplar gördüm. Neden sordun bunu?"

Azrail: "Hiçbir zorluk ölüm kadar zor değildir. Kendini iyice hazırla."

Hz. İdris: "Başka bir hacetim daha var senden. Beni gökyüzüne götürmeni istiyorum. Cennet ve cehennemi gözlerimle görmek istiyorum."

Azrail, Allah'ın emriyle onu gökyüzüne götürdü.Hz. İdris, şöyle dedi: "Cehennem meleklerinden cehennemin kapılarını açmalarını iste.Günahkarları bekleyen çeşitli azapları görmek istiyorum."
Kapılar açıldı. Hz. İdris, onları görünce zorluk ve çetinliklerinden dolayı dehşete kapılıp bayıldı. Kendine gelince; "Bana cenneti de göster!" dedi. Azrail, Allah'ın da izniyle cenneti de ona gösterdi. Hz. İdris, bir müddet cennette dolaştı. Allah'ın oradaki nimetlerini gördü. Azrail, şöyle dedi: "Cennetten çıkalım ve ilk yerimize dönelim."

Hz. İdris, bir cennet ağacına sarıldı ve; "Buradan çıkamam." dedi.

Azrail; "Çıkalım artık, henüz buraya yerleşme vaktin gelip ulaşmadı." dedi. Allah, onların arasında hükmetmesi için başka bir melek yolladı. Melek, gelerek; "Neden çıkmıyorsun?" diye sordu.

Hz. İdris, şöyle dedi: «Allah'ın hükmü şudur ki “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Ankebut/57) Ben, ölümü tattım. “Sizden bir tek kişi bile yoktur ki oraya (cehenneme) uğramasın” (Meryem/71) Ben, oraya da uğradım. Yine Allah şöyle buyurmaktadır. ”Ne de oradan (cennetten) çıkarılırlar.” (Hicr/48) İşte bu delillerden dolayı ben dışarı çıkmıyorum.»

Allah (c.c), Azrail'e şöyle vahiy etti: "Benim iznimle cennete girdi. Benim emrimle o artık oradan canlı olarak dışarı çıkmayacaktır." [3] (ezberim.org’dan alınmıştır)

     Ağabeylerrr ablalarrrrr benim kafada kayış koptu,çok merak ediyorum acaba bunları anlatırken neyin kafasını yaşıyorlardı?
     İşin ilginç tarafı kimse de demiyor ağa bu ne?yukarı da okuduğunuz özellikle 2. hikaye çocukken anlatılan hikayelerden ne farkı var?
     Mesela sindrella konusu ne?
Özetle annesi ölen sindrella’nın babası başka bir kadınla evlenir kadının iki kızı vardır,sonra sindrella’nın babasıda ölür,kadın ve kızları sindrella’ya kötü davranırlar,birgün sarayda düzenlenen bir baloya gideceklerdir kadın ve kızları,tüm işlerini sindrella’ya yaptırıp onu götürmezler,sindrella üzülür o sırada bir peri gelir ve üzülmemesini onu baloya göndereceğini söyler,ama saat tam 12’de dönmezse araba balkabağına,bilmem elbise neye kısacası eski haline dönüşecektir falan,sonrasını zaten çoğunuz biliyorsunuzdur.
     Çocukluğumuz da anlatılan bu hikayelere inanır o kadın ve kızlarından nefret ederdik,ama büyüdük şimdi çocukluk günlerimizi düşündükçe (kendi adıma) o hikayelere nasılda inandık diye gülüyoruz,sadece bu değil tabii pinokyo her yalan söylediğimde burnumu tutmama sebep olan hikaye,daha çok var tabii bunun gibi hikayeler.
     Eee şimdi yukarıda ki ikinci hikaye de bu hikayelere benzemiyor mu?
     Kimse benzemiyor diyemez,yukarıda anlatılan sözde ilahi hikayeyi üzerinde küçük değişiklikler ile çok güzel bir çocuk hikayesine çevirebilirim,tabii bunu benim gibi amatör biri yapabiliyorsa,konunun uzmanları için çok daha kolay ve komiktir.
     Yok Melek gelmiş ‘hadi atla sırtıma aslanım,götüreyim seni bi cennet turuna’’demiş.sonra 4.katta bilmem kiminle ne olmuş,bunu çocuklara anlatsan sinderlla’ya verdikleri tepkiden farklı bir tepki vermezler.
     Fakat ne hikmetse koca koca adamlar,o kadar okumuşlar,sözde kariyer sahibi olmuşlar ama böyle saçmalıklara inanıyor görünüyorlar,inanıyor görünüyorlar diyorum çünkü ben aslında onların inanmadığını düşünüyorum,sadece her zaman moda olmuş ve olmaya devam edecek Din olayının arkasına saklanıp keselerini dolduruyorlar.
     Siz okuyun,siz düşünün,siz araştırın,siz sorgulayın,her şey sizin elinizde karar mercii sizsiniz…
İYİ SORGULAMALAR…