31 Ekim 2012 Çarşamba

YARATILIŞ KARMAŞASI 15 (KATİLİN LANETLENİŞİ)



     Kardeşi’nin kafasını taşla ezerek öldüren Kabil,cesedi ne yapacağını düşünmeye başladı,ceset’ten kurtulmalıydı ama nasıl?
     En iyisi cesedi uzak bir yere taşımak diyerek,omzuna attığı gibi kardeşinin cesedini yürümeye başlar,gücü tükenince olduğu yere yığılan Kabil soluklanmaya çalışırken  ve cesedi ne yapacağını düşünürken bir karga görür.
     Karga ölen başka bir Karga için bir çukur kazar,sonra ölü karga’yı çukara iter ve üzerini ayakları ile kapatır,bunu gören Kabil ‘’bir karga kadar olamadım’’diyerek iç geçirir ve kardeşi için hemen bir çukur kazar,kardeşini gömdükten sonra biraz olsun rahatlayan Kabil geri dönmeye karar verir.
     Bu sırada oğullarının o gün eve geç kalmalarından dolayı endişelenen Adem oğullarını aramak için dışarı çıkar,bir müddet sonra karşı istikametten gelen Kabil’i görür,Kabil babasının karşıdan geldiğini görünce panikle kaçmaya başlar,Adem Kabil’in kaçmasından endişeye kapılır ve arkasından koşmaya başlar.
     Yerde ki kan izlerini görünce endişesi daha da artan Adem koşmaya devam eder ve biraz sonra yeni kapatılmış bir çukur görür ve durumu anlar.
     Durumu anlayan Adem ağlamaya başlar ve Kabil’in arkasından ‘’sen kardeşine ne yaptın’’diye bağırır,Adem o kadar kuvvetli bağırmıştır ki Kabil sanki tüm dünya bağırdı sanmıştır (tabii o zamanlar dünya nüfusu sadece kendi ailelerinden ibaret olduğu için,hatta yetişkin birkaç kişiden biri olan Adem bağırınca dolayısıyla tüm dünya bağırmış oluyor zaten)
     Adem Kabil’in arkasından ‘’hiçbir zaman rahat yüzü görme,artık istenmeyen lanetli bir insansın’’diyerek beddua’da etmiş ve kovmuştu bir daha dönme diyerek.
     Allah yine yapmıştı yapacağını,olayların hiç birine müdahale etmemiş sadece seyretmiş,ve bunların tek suçlusu olarak ta İblis’in vesvese vermesiyle Kabil’i suçlu ilan etmişti.
     Düşünsenize bir meyve yüzünden başına neler gelmiş insanların,yerlerinden yurtlarından kovulmuşlar,sonra evlatları birbirini öldürmüş,evlat acısı tatmışlar,diğeri katil olup lanetlenmiş,neymiş efendim bu meyve size yasak yemeyecekmişsiniz,madem öyle o meyveyi oraya koymasaydın çok zararlı ise,aynen sözde İblis’i başımıza musallat ettiğin gibi,çünkü zaten sözde sen her şeyin nasıl olacağını biliyorsun bu durumda sınavın zaten hükmünü yitiriyor.
     Aslında şimdiye kadar anlatılan hikaye hiç bir şey asıl bundan sonra başlıyor insanların başına gelen felaketler,şimdiye kadar olan kısımda tek bir iyi nokta göreniniz varmı?Varsa lütfen yazsın desin ki şu bölümü mantığım aldı,iyi ki de böyle olmuş diye açıklasın.
     Bu yaratılış hikayesinde mantıklı tek bir taraf bile yok mantıkı hiçbir insan da bu hikaye ye kanmaz,anlatılan açıkça insanlar ile nasıl alay edilir nasıl oynanır,onlar nasıl korkutulur ve bu korku yüzünden nasıl kullanılır başka bir şey yok,tabii ki dediğim gibi bunlar benim düşüncelerim ve zaten burada da kendi düşüncelerimi sizler ile paylaşıyorum.
     Yazıların tek amacı okuyanları düşünmeye,araştırmaya ve sorgulamaya yöneltmektir,size bir arkadaşımla dün yaşadığım bir konuşmaya anlatmak istiyorum.
     Yine her zaman ki gibi konu din’den açıldı ben bir iki şey söyleyince arkadaşım hiddetlendi ve böyle konuşacaksan ben kalkar giderim dedi,bende söylediklerimi araştırmasını bunların kutsal kitaplarında  geçip geçmediğini öğrenmesini söyledim ve sordum sen kur-an’ı okudunmu diye,aynen şöyle başladı söze ‘’evet okudum ama 3-4 yıl önce,şimdi çoğunu unutmuşumdur’’gülümsedim ve dedim ki ‘’haa yani diyorsun ki fazla üzerime gelme,cahilim kur-an konusunda’’
     Sonra birkaç ayet okuyup bu ayetlerin ne anlama geldiğini sordum,açıklayamadı ben hangi olaylar üzerine ayetlerin indiğini söylediğim zaman gördüm ki bu bahsi geçen olayların hiç birisini bilmiyor,ifk olayı (gerdanlık olayı),hafsa olayı, ve bunlar gibi birkaç olay.
     Sonra ben sinirlendim ve dedim ki kalk git önce dinini öğren sonra gel karşıma,kulaktan dolma Allah büyüktür,cehennemde yanacaksın gibi kelimeler le benimle konuşamazsın,utandımı dersiniz sanmam çünkü onn dinine göre utanılacak bir şey yapmadı,yaratıcısını,onun elçisini savundu,ve eminim benim karşımda konuşamasa da kalktıktan sonra kesinlikle şunu söylemiştir ‘’oğlum ben seni diğer tarafta görürüm,hele seni bi kazığa oturtsunlar,orana bişey burana bişey sokup,yaksınlar o zaman ne yapacaksın’’az da olsa malımı tanıyorum ne de olsa…
     Yarın dul kalan İklima’nın,acılı baba Adem acılı anne Havva’nın neler yaşadıklarını paylaşacağım sizlerle.
İYİ SORGULAMALAR…

30 Ekim 2012 Salı

YARATILIŞ KARMAŞASI 14(CİNAYET)



Kabil,Habil’i kıskanmaya son sürat devam ediyordu,baba’ları iki oğlunun arasında ki kadın anlaşmazlığını Tanrı’ya iletmiş,Tanrı’da ikisinin de kendisine kurban vermesini istemişti.
     Tabii her zaman ki gibi kurban istemesi de anlamsız kalıyordu çünkü,zaten hangisinin ne getireceğini ne vereceğini çok iyi biliyordu,fakat buna rağmen anlamsızca isteklerine devam ediyordu.
     Tanrı’nın kurban isteğine uymaları gerekiyordu tabii ki,ne de olsa bir yarış içerisindeydiler ve ikisi kazanmak istiyordu,ve galibi belirleyecek tek merci de Tanrı idi.
     Düşünün bir yarışmada ya da spor müsabakasında hakem her iki taraftan da kendisi için bir şeyler istiyor,ve hangi tarafın getirdiği hediyeyi beğenirse onu karşılaşmanın galibi olarak seçiyor,çok saçma olurdu değimli?
     3 temmuz 2011 şike operasyonu yağılmıştı,bir sürü insan içeri atılmıştı kimi suçlu kimi masum ama ayrım yapılmadan içeri atılmıştı,sonra masum olanlar beraat etti diğerleri gereken cezayı aldı falan,şimdi düşünün mahkeme de savunma yerine mahkeme heyeti kendilerine hediye sunulmasını istiyor,bu durumda sanıklardan en zengin olanı hatta zengin demeyelim de şöyle diyelim herkes yaptığı işe göre hediye verecek,bu durumda bildiğim kadarıyla Aziz Yıldırım inşaat işiyle uğraşıyor yani müteahhitlik yapıyor,o salonda ondan başka Aziz Yıldırım’ın hediye olarak sunacağı villa’lar dan daha gösterişli ne olabilir ki?Diyelim ki sanıklardan başka biri de aynı şeyi hediye etti ve bu iki sanıkta suçlu o zaman Mahkeme heyeti diğer suçsuz olanları görmezden gelip doğrudan bu iki ‘’SUÇLU’’nun sunduğu hediyeler doğrultusunda ikisinin arasında bir seçim yapacak,ve tabii ki en güzel ev ya da villa’yı hangisi sunmuşsa onu kabul edip diğerini de mahkum edecek.
     Peki böyle bir adalet sistemi içerisinde yaşamayı kaçımız kabul ederdik,bu açıkça rüşvet istemek başka bir adı yok bunun,eğer böyle bir sistemde yaşamış olsaydık zaten sözü edilen 3 temmuz şike davası da yaşanmazdı çünkü karşılaşmalar tamamen şike ya da birbirlerine verilen hediyeler doğrultusunda sonuçlanırdı.
     İşte Habil ve Kabil’in durumu aynen böyle bir yargılamanın sonucunda verilmiş bir karara göre belirlenmiştir,nasılmı?
     Allah Adem’e her ikisinin de kendisine kurban vermelerini ister,Habil hayvancılıkla uğraşıyordur ve dolayısıyla vereceği kurban da yaptığı iş ile ilgili olacaktır ve anlatılana göre hayvanlarının içerisinde en büyük olanı seçer.
     Kabil ise çiftçilik ile uğraşır o da kendi yaptığı iş ile ilgili kurban verecektir,fakat yine anlatılana göre Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi yiyecek’’diyerek çürük ve pis olan meyveleri kurban olarak seçer.
     İkisi de söylenen dağ’a kurbanlarını bırakırlar ve mutlaka heyecan dolu bir geceden sonra sabah kurban’larını bıraktıkları dağın tepesine koşarlar,Habil’in kurbanı yoktur koyun’un yerinde küller vardır,Kabil’in ise meyveleri olduğu yerdedir.Ve bu olaya bakarak Habil’in kurban’ının kabul edildiği varsayılır.
     Kabil aslında sorgulamıştır,biraz da saçma gelmiş olmalı ki anlatılana göre  Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi yiyecek’’ diye düşünerek böyle davranmıştır,peki haksız mı böyle düşünmekte?
     Ne de olsa şah damarlarından daha yakın olan birinin hakemliğinde gelişiyor olay ve normalde sonucu belli olan bir sınava tabii tutulmak ancak böyle alaylı bir tavır sergilenmesine sebep olur,çünkü bugün bizlere anlatılan Allah her şeyi bilir hiçbir şeyi ondan saklayamayız sözleri muhtemelen o zaman da anlatılmıştı,hemde birinci ağızdan,çünkü babaları ve anneleri Allah’tan saklayamamıştı o yasaklanan meyveyi yediklerini,ve bir meyve için başlarına gelmedik kalmamıştı.
     Bir de işin diğer boyutuna bakalım,neden koyunun yerinde küller vardı?Yoksa Allah yeryüzüne inip ziyafet mi çekti?Ya da koyunu bir hareketle külemi çevirdi?
     Bir de şöyle düşünelim,zaten Habil’in kişilik olarak (belki fiziksel olarak ta)kendisine benzediği için onu Kabil’den daha çok seven Adem bu sözde sınavı düzenleyip,sonucun da hem sevdiği oğlunu galip ilan edip hem de kendisi güzel bir ziyafet çekmiş olamazmı?
     Zaten bu olaydan sonra KABİL’de benzer bir şey söylüyor babasına.
     ‘’Sen Habil’e dua ettiğin için onun kurbanı kabul oldu,beni sevmiyorsun hep Habil’den taraf oluyorsun’’demişti.
     Anlam vermediği bir sınava tabii tutulmuş,anlam veremediği bir şekilde sınavı kaybetmiş,ve sonuç olarak ta güzel kızı Habil almış bu da yetmezmiş gibi hem Baba’sı hem de Allah Habil’i daha fazla seviyordu(Allah’ın sevmesi;Habil’in kurbanının kabul edilmesi)
     Durum böyle olunca ister istemez Kabil kıskanıyor sinirleniyordu,ve tüm bu olayların,bu kıskançlığın yaşanmasının,hatta ölümle sonuçlanacak olmasının tek sorumlusu Allah’tı.
     Kabil bu öfke ve kıskançlık içerisindeyken anlatılana göre bir gün kulağına ‘’kardeşinden kurtul,onu öldür’’diye bir ses gelir.
     İnanın bunları okuduğum zaman çok gülüyordum,şimdi yazarken bile gülmeye devam ediyorum,olaylar bu seviyeye gelene kadar İblis piyasa da yoktu,ama artık bir değil iki kurban lazım değimli,olayların sorunsuz işlemesi için.
     Bir kız yüzünden iki kardeşi yarışır hale getir,babanın bir oğlununun tarafını tutmasını sağla,sonra sende babanın sevdiği oğlun kurbanını kabul et,hep birlikte diğerini aşağılayın,küçük görün,ama vesveseyi veren İblis…
     Ne İblis’miş be günah keçisi,İnsanlar’ın baş düşmanı bu arada hiç düşündünüz mü,GÜNAH KEÇİSİ deyim’i nereden geliyor?
     Benim de şuan aklıma geldi ve kendi düşüncemi paylaşayım sizlerle.
     Bence günah keçisi kurban’dır belki bir dönem sadece keçiler kurban ediliyordu günahların bağışlanması için,çünkü yukarıda bakarsanız Habil’de koyun kurban ediyor,keçi ile koyun yakın canlılar birbirlerine,bence bu deyim oradan gelmektedir,siz kendi fikrinizi yazmak isterseniz yorum yapabilir ya da facebook sayfasından msj atabilirsiniz.
     Tüm bunların sonucunda Kabil sonunda kardeşini öldürmeye karar verir,bir gün kardeşini dağ’ın başında yalnız görür ve yanına giderek
KABİL:Son dua’nı et seni öldüreceğim.
HABİL:Neden öldüreceksin beni?Ben sana ne yaptım ki?
KABİL:Daha ne olsun ki,babam ve Allah seni benden çok seviyor.
HABİL:Beni öldürmen neyi değiştirir ki,eğer öyle bir şey yaparsan babamın sevgisini tamamen kabedersin,Allah’ta seni lanetler.
KABİL:Seni öldürmezsem rahat bulamam
HABİL:Allah’tan kork
     Bu konuşmadan sonra Kabil vazgeçer ve geri döner fakat o İblis yok mu  O İblis her şeyin sorumlusu,o vesvese vermeye devam eder ve sonucunda ertesi sabah Habil yine koyunları otlatırken Kabil arkadan yaklaşır ve yerden aldığı  bir taş ile Habil’in kafasına vura vura öldürdü.
     Yarında sizlerle defin işlemlerini paylaşacağım,son bir ya da iki yazıyı birer gün geciklemeli paylaştım sizlerle,biraz rahatszı olmamdan dolayı oldu,çevremde ki bazı kimselerin dediği gibi Allah belamı vermedi,sadece iklim değişikliğinden dolayı soğuk algınlığıydı…
İYİ SORGULAMALAR…

27 Ekim 2012 Cumartesi

YARATILIŞ KARMAŞASI 13(KADIN MESELESİ)


     Adem ile Havva affedilmenin karşılığı olarak bazı İslami kaynaklara göre kabe’yi inşa edip orada ibadet etmesi isteniyor,dolayısıyla kabe’nin dünya üzerinde ki ilk yapı olduğu söylenir İslami kaynaklara göre tabii.
     Tabii her zaman olduğu gibi yine soru sormak araştırmak yoktur dinin temelinde,bu yüzden bu inanışta olan birilerine çıkıp desen ki ‘’arkadaşım bak falan yerde bir yapı bulunmuş bilmem kaç bin yaşında’’hemen ‘’yok olurmu öyle şey dünya da ki ilk yapı kabe’dir’’der,ve her zaman olduğu gibi ısrarcı olsanız ‘’olurmu adamlar araştırmış,ölçmüş,biçmiş’’deseniz ilk önce o araştırmacılar ardından siz kafir olursunuz,biraz daha ısrar etseniz kelleniz bile vurulabilir.
     Şimdi bir kısmınız  çok abarttığımı düşünebilir,fakat unutmamak lazım ne SİVAS’ı ne TURAN DURSUN’u haaaa  unutmadan bir de yanlış hatırlamıyorsam yıllar önce Bodrum’da koluna’mı ensesi’ne mi bir yerine Allah yazılı bir dövme yaptıran ve bu dövme ile bara gitti diye öldürülen genç  bir adam vardı,belki de gay’di tam hatırlamıyorum olayı ama net hatırladığım şey cinayet sebebidir.Her zaman söylüyorum ya onlardansınız ya da önemsizsiniz.
     Neyse Havva ile Adem’e geri dönelim,Cennet’ten sonra Dünya’ya gelmek biraz zorluk çekmelerine sebepte olsa uyum sağlarlar,ve hemen çoğalmaya başlarlar,Havva hep ikiz çocuk doğurur,36 tane doğurur bu ikizler hep bir erkek bir kız olarak doğar,bu ikizlerden ilki İklima ve Kabil ikinci ikizler Habil ve Saya.
     Kabil kişilikolarak annesine(hırçın,sinirli,kindar),Habil ise babasına benzer(güçlü,yumulak huylu ve merhametli) ve babasının söylediği her şeyi tam yerine getirirdi,bu yüzden hem Kabil onu kıskanır hem de babası oğlullarının  arasında en çok Habil’i severdi.
     İkizler çapraz olarak evlendirilirdi,yani ilk ikizlerden erkek olanı ikinci ikizlerden kız ile,ilk ikizlerden kız olanı da ikinci ikizlerden erkek ile evlendirilirdi,durum böyle olunca Habil İklima ile Kabil’de Saya ile evlenecekti,ne var ki İklima Saya’dan çok daha güzeldi bu yüzden Kabil İklima ile yani kendi ikizi ile evlenmek istiyordu,fakat Allah’tan emir çapraz evlenmeleri yönündeydi yani ikizler kendi içinde aralarında evlenemezdi.Durum bu olunca doğal olarak Kabil çirkin Saya ile evlenmek zorundaydı.
     Fakat Kabil bu durumu kabul edemiyordu,babasının tüm söylemlerine uğraşmasına rağmen Kabil ikiz kardeşini yani İklima’yı istiyordu ve babasından bu duruma bir çare bulmasını istedi.
     Şimdi bir düşünelim bu hikaye de neler var böyle,ilk göze çarpan yine sözde her şeyi bilen fakat her nedense direk uygulamak ya da söylemek yerine bu kadar çetrefilli işlere girişen bir Tanrı var.hani nasıl Adem ve Havva’nın o yasakladığı meyveyi yiyeceğini biliyorduysa ve buna rağmen onu yasak ettiyse,sonra İblis ile ararlının bozuk olmasına rağmen İblis’in oralarda dolaşmasına göz yumup onları kandırmasına izin verdiyse şimdi de Habil ve Kabil üzerinden kardeş kanı dökülmesini sağlayacak anlaşılan.
     Madem Kabil’in Saya’yı istemeyeceğini biliyorsun ne diye çirkin yaratırsın,bazen gerçekten bu hikayelere inananlara gülüyorum.
     Aslında yukarıda ki hikaye de en önemli nokta şu kısımdır özellikle dikkat etmenizi istiyorum ’’ Kabil kişilik olarak annesine(hırçın,sinirli,kindar),Habil ise babasına benzer(güçlü,yumuşak huylu ve merhametli) ve babasının söylediği her şeyi tam yerine getirirdi.
     Ne diyor görüyormusunuz sözde tüm din sahiplerinin ANNE olarak kabul ettiği kadını kötü geçimsiz biri olarak gösteriyor,nasıl olsa Adem’in cennetten atılmasında ki en büyük rolde Havva’nın dı o Adem’in ağzına atmıştı o yasak meyveyi.
     Kesinlikle bu yaşananlarda Allah’ın bir suçu yok tüm suçlu Adem’e eş olarak yaratılan kadın da keşke daha iyi huylu biri olsaydı dimi ama.
     Kabil’de annesine çekmiş olduğu için kendisinden başka kimseyi düşünmüyor ve sevmiyordu.
     Allah önce ensest ilişkiyi göz yumuyor,sonra o ensest ilişki de doğal olarak biri daha güzel olanı istiyor,diğeri vazgeçmiyor ne de olsa güzel olan onun hakkı,hem de her şeyin yaratıcısı tarafından ona verilmiş,düşünsenize Habil akıllı olsaydı düşünseydi,Allah’ın babasına eş olarak verdiği kadın babasının başına ne getirmişti onu Cennet’ten attırmıştı daha ne yapsaydı,dolayısıyla düşünseydi Habil ya İklima’dan vazgeçerdi ya da o Kabil’i öldürürdü çünkü daha toplamda 6 yetişkinin olduğu yerde ilk kadın tarafından bir erkek Cennet’ten atılmış başka bir kadın yüzünden de iki kardeş karşı karşıya geliyordu,ve işin ilginç tarafı bu kadınları her şeyi bilen yüceeeee Allah onlara vermişti,eee madem sorun olacak neden illa bunları veriyorsun ki bize demişlermidir bilmem ama seçimi onlara bıraksaydıbence daha iyi olurdu…
    Yarın Kabil’in Habil’i nasıl öldürdüğünü ve sonrasını paylaşacağım sizlerle…
İYİ SORGULAMALAR…

26 Ekim 2012 Cuma

YARATILIŞ KARMAŞASI 12(BİRLEŞME)


     Havva ile Adem Dünya’ya atıldıktan sonra ayrı yerlere düşerler,200 yıl ayrı kalırlar hem Cennet’ten kovulmanın hem de birbirlerinden ayrı düşmenin sonucu olarak büyük bir acı yaşar ve ağlarlar.
     Düşünün o kadar çok ağlarlar ki Dünya üzerinde ki nehir ve ırmak’ların bu ikilinin ağlamasından oluştuğu söylenir.
     Adem’in Hindistan’da bulunan Serendib  dağına Havva’nın ise Cidde’ye düştüğü söylenir,yıllarca ağlayıp sızlamadan sonra  Adem’in aklına Cebrail ile gittikleri muallak’ta O nur’un ona öğrettiği isimler aklına geldi,ve o isimleri söyleyerek af diledi.
     Muallak(havada ki) yeşil kubbe de yaşananlar şöyle anlatılır.
Cebrail Ademi yanına alarak, Cennet'e götürmek üzere yola çıktı. Ama oraya gitmeden önce, kendisinin daha önce gittiği ve yıllarca kapısına niyaz ettiği, içinde tek vücut olmuş, yeşil ve ak iki nurun bulunduğu, muallakta (havada) asılı duran yeşil bir kubbe misali kandile götürdü. Kubbeye geldiklerinde; "Ya Allah! dedi Cebrail" kapı açıldı "Ya Muhammed, ya Ali" dedi, içeri girdiler. Adem de onun peşinden içeriye baktı ki, bir nur gördü. Cebrail "Ey Adem, selam ver! O nura" dedi. İşte ilk olarak Ademlere gelen birinci halat selam idi, Tanrı selamı. "Es selam-ı aleyke!" dedi Adem Nurdan ses geldi "Aleyküm selam ya ata! Ya Adem, ben Fatıma't-ül Zöhre'yim, başımdaki taç Muhammed, belimdeki kemer Ali'yel Murtaza. Kulağımdaki mengiç küpeler, biri İmam Hasan, biri İmam Hüseyin'dir. Diğer dokuz imam benim veçhimden mevcuttur. Yalnız zahiri alem aşikar olduğu zaman, ben Muhammed'de doğacağım, Ali ile evleneceğim, senin sülbünden geleceğim. Batın'da, hepsi bende mevcuttur. Yalnız unutma, bir darlığa düştüğün zaman bu sana öğreteceğim isimleri unutma, iyi belle! Allah'a o isimlerin yüzü suyu hürmetine dua et. Darlıkta seni kurtarır bunlar. Tüm kainat, o isimlerin yüzü suyu hürmetine semah etmektedir." dedi. Bundan sonra Cebrail Adem'i oradan aldı, Cennet'e götürdü.
                                                                                   ALINTIDIR.
     O isimleri araya koyarak dilediği af kabul oldu ve Adem ile Havva Arafat’ta birbirlerine kavuştukları söylenir.
     Şimdi şöyle bir düşünelim ya da düşünmeyi bir kenara bırakalım deney yapalım,deney için gerekli malzeme bir tane 8-10 yaşlarında çocuk oturun hikayeyi aynen böyle anlatın,deyin ki ‘’biliyormusun dünyada ki nehirler ırmaklar iki insanın ağlamasından oluşmuş’’bakın bakalım o çocuk bu hikayeye inanacakmı,emin olun sizi soru yağmuruna tutacaktır,hatta kendisi denemek isteyecektir,’’dur bende deneyeyim bakalım benim gözyaşımdan ne olacak’’diye,bunu bir deneyin bakalım o çocuğun sorduğu soruların tek bir tanesine mantıklı açıklama getirebilecekmisiniz,bence mümkün değil mantıklı bir açıklam yapabilmek,düşünün çocuk hayal dünyası en geniş canlı ama o bile böyle bir şeyin mümkün olmayacağını söyler size ve daha kötüsü eğer biraz muzip bir çocuksa size ‘’dayı,hala,teyze,amca,baba,anne’’ya da her neyi iseniz’’olurmu öyle şey,sen buna inanıyormusun’’diye size sorar siz biraz kızarsınız çünkü çocuklar doğuştan ateisttir korkmazlar her şeyi sorarlar ve sizin ona öğrettikleriniz ile yaşamlarını şekillendirirler,sonra çocuk bakar siz kızıyorsunuz ve her ne kadar komikte olsa bu hikaye ye çok inanıyorsunuz,o zaman çocuk dayak yememek ya da laf yememek için ‘’hıııı tamam’’der işte çocuğun kafasının uyuşma belirtileri başlamıştır,çünkü daha ilk olayda mantıksız bulduğu hikaye de sorular sordu diye neredeyse dayak yiyecekti.
     Eeeee o ufacık çocuk sizden dayak yemekten korktuğu için,dayak dediğimde iki tokat en fazla,ondan bile korkup mantıksız gelen hikaye yi kabul ettiyse,bir de düşünün ki sonra dan sizin ona anlatacağınız ya da okulda öğreneceği din derslerinde Allah’ın ne kadar ‘’HOŞGÖRÜLÜ’’olduğunu anladığı zaman sorgulayabilirmi?
     Allah’ın hoşgörülü tarafını birkaç Ayet ile gösterelim isterseniz.


Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. (Onlara), “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz” (denir.) (neml:90)

Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek.(kamer:48)

(Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”(duhan:47)

“Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”(duhan:48)


(Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”(duhan:49)


“İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”(duhan:50)

     Bunun gibi onlarca Ayet daha var,bunlar yeterli gibi şimdilik,sizin iki tokadınızdan korkup kabul eden çocuğun bu işkenceleri duyduğunda nutku tutulur,hem ne de olsa çevresinde ki herkes kocaman adamlar,kocaman kadınlar korkuyor ve bu işkencelere maruz kalmak istemiyor,işte böyle yüzyılla boyunca uyutulup,korkutulan,kandırılan insanlar haline geldik.
     Yarın Adem ile Havva’nın bir araya geldikten sonra ne yaptıklarına bakacağız,tüm Müslüman ve İslam aleminin de bir an önce bu ‘’ET KARNAVALI VE KATLİAM’DAN’’vazgeçmeleri dileği ile…
İYİ SORGULAMALAR…

24 Ekim 2012 Çarşamba

YARATILIŞ KARMAŞASI 11(KOVULMA)



Adem uyuduğu sırada Tanrı sol yanında Havva’yı yarattı,sonra sı şöyle anlatılıyor.
Adem uyandı ve sol tarafında Havva'yı gördü "Bu kim?" diye sordu sağındaki Cebrail'e  "Havva" dedi. "Niçin yaratıldı?" dedi "Senin için" dedi. "Peki uyumasaydım da onun yaratılışını görseydim olmaz mıydı?" dedi. "Eğer Havva'nın yaratılışını görseydin zahir alemde erkekle kadın birbirine eş olmazdı" dedi. Sonra Adem Havva'ya "Sen kimsin ? niçin geldin ?" dedi. Havva da ''Ben sana sevgili olarak yaratıldım. Allah beni sana arkadaş olmak için yarattı ve sana eş olayım diye gönderdi'' diye cevap verdi. Adem aklından geçen arzusunun yerine getirildiğini anladı. Onu görür görmez içinde oluşan hızlı kıpırdanışlara hemen bir anlam veremedi. Havva'ya karşı bir anda garip hisler duymaya başladı. Bunun adı yaratılan ilk aşktı ama Adem'in budan henüz haberi yoktu. Allah'a "Allah'ım bu nasıl bir şeydir ki, onu sevdim ve ona bağlandım, içimden anlayamadığım şeyler neden ona doğru akıyor?" diye sordu. Allah buyurdu ki: ''Sen benim kulumsun. Seni topraktan yarattım. Adını Adem koydum: Oda benim kulumdur. Adını Havva koydum'' Adem: ''Ya Rabbim, Kalbim ona çok şey meyletti. Sanki ciğerimden bir parçadır'' dedi. Allah buyurdu: ''Onu senin için yarattım'' Sonra Allah, Adem ile Havva'nın nikâhlarını kıyârken, melekler her ikisinin üzerine Cennet'ten inciler ve mücevherler saçtılar. Allah bizzat kendisine şu hutbeyi okudu: ''Bismillâhhirrahmanirrahim. Hamd senamdır. Kibriye riyamdır. Azamet izarımdır. Bütün mahlukat kulumdur. Muhammet Aleyhisselam Habibimdir ve resulümdür. Eşyayı birliğime göstermek için yarattım. Melekleri ve göklerde olanları ve Arşı taşıyan dört büyük meleği Cebrail, Mikâil, Îsrafil ve Azrail'i, Havva ile Adem'in nikâhına şahit tutarım. Yüceliğimi ve kusursuzluğumu ve birliğimi doğrularlar. O kelime şehadetü en la ilahe illallah vahdeke la şerikeleh. Ey Adem ve Havva! Cennet'imde sâkin olun. Meyvelerimden yiyin. Şu ağaca yaklaşmayın. İkinize de selâm ve rahmetim olsun''
ALINTIDIR…
                                                                                                
 Böylece ikilinin Cennet günleri başlar,sonrası ise şöyle anlatılır.
   

      Bir müddet Allah'ın kendilerine yasak ettiği ağaca hiç yaklaşmadılar. Onların bu mutluluklarından hiç de mutlu olmayan biri vardı. Bu, şüphesiz Azazil halkasını boynunda taşıyan Şeytan'dı. Çünkü şeytan, Adem'e secde etmediği için Allah'ın huzurundan kovulmuştu. Bu onun içindeki intikam ateşini alevlendiriyordu. Adem ile Havva'yı uzaktan da olsa neşe ve iyilik içinde görmeye dayanamıyordu. Onlara kötülük yapma fikrini sürekli içinde taşıyordu. Bu fikir zaman geçtikçe kuvvetlendi. Düşündü, taşındı... Onlara zarar vermenin yolunu nihayet buldu. Allah'ın onlara yaklaşmalarını yasakladığı ağacı öğrendi. Çok sevindi. Yerden göğe çıktı. Ama Cennet'e girişi yasaklanmıştı. Cennet'e nasıl girecekti? İlk önce Cennet'e girmek istediyse de izin vermediler. Cennet'in kapısında bekledi. "Bir kimse çıksın da onu aldatayım" dedi. Kimse çıkmadı. Öylece 300 yıl bekledi. Sonunda bir melek çıka geldi. Melek ona kim olduğunu sorunca şeytan "Ben Allah'a yakın meleklerden biriyim. Cennet'e girmek ve Allah'ın dostlarına hazırlamış olduğu nimetleri görmek istiyorum. Her an ibadet ederim. Lâkin şevk ve iştiyakım fazlalaşsın diyorum. Cennet'e girmeme yardım edersen sana öğreteceğim şey sayesinde sürekli Cennet'te kalacaksın" diyerek Cennet'in kapısındaki meleği kandırıp içeri girdi. Şeytanın Cennet'e girdiği hemen duyuldu. Onu dışarı atmak istedilerse de Allah'tan ferman geldi "Mani olmayınız. Zira benim bu işte sırrım ve hikmetim vardır" diye buyurdu. Böylece şeytan soluğu Adem ile Havva 'nın yanında aldı. Ağlayarak yanlarına yaklaştı. Şeytanı tanıdılar. Haline acıdılar ve "Niçin ağlıyorsun?" diye sordular. Şeytan "Ey bütün meleklerin secde ettiği ve ey yerin ve göklerin seçilmişi! Yüzünün güzelliği kimsede yok. Hiç kimse senin bu derecene yükselemez. Bu nimetlerden başkasına verilmez. Ama şunu bil ki, seni bu makamda bırakmazlar. Cennet'ten çıkarırlar. Afiyet elbisesini alıp ölüm çulunu giydirirler" diyerek Adem'i vesveseye sürükledi. Adem'in kalbine bir korku düştü. "Ne yapsam da ölmesem" diye kara kara düşünürken şeytan tekrar çıkageldi. Yasak olan ağaçtan bir meyve yerlerse sürekli burada kalacaklarına dair onlara yemin verdi, onları ikna edip kandırdı. Şeytanın vesvesesi ilk önce Havva'ya tesir eder... Yasak ağaçtan yedi tane başak koparıp aldı. Bu esnada ağacın kopan yerleri kanar. Havva'da Allah'ın inayetiyle avret yerinden kanar. Sonra kendisi yer, birazda Adem'e getirir. Lezzetini över. Adem yemekten çekindiyse de Havva "Hak Tealâ'nın rahmeti sonsuzdur, mağfireti hesapsızdır. Bizi mutlaka bağışlar, affeder" der. Ama Adem buna aldanmaz. Sonra Havva ona Cennet şerbeti getirir. Şerbeti içen Adem'e bir ağırlık çöker. Tam bu esnada Havva bir buğday tanesini Adem'in ağzına koyar. Adem'e de çok lezzetli gelen bu buğday tanesi, daha midesine inmemiştir ki, önce Cennet hullesi (elbisesi) üzerlerinden düşer. Sonra yediği buğdayın yeli çıkar. Oluşan pis kokulara dayanamayan melekler Adem'i ve Havva'yı Allah'a şikayet ederler. Cebrail gelir. Bellerindeki Cennet kemerini çıkarır alır. Böylece her ikisi de Cennet elbisesini çıkarıp vermiş olurlar. Bu arada Adem ile Havva ilk çıkan pisliği ne yapacaklarını bilemezler. Avret yerleri ile koltuk altlarına sürerek yok etmeye çalışırlar. Bu esnada o bölgelerinden kıllar çıkar. (Dünyada ise yere düşen bu pislikten buğdayların çıktığı söylenir.) Bir birini görüp üzülürler, utanırlar, ağaç arkasına saklanmak istedilerse de ağaç geri kaçar. Üzüm ağacının altına gelince, Allah "Ey Adem bizden mi kaçıyorsun?" buyurur. Adem: "Ya rabbi! Senden utandığım için kaçıyorum" der. Böylece yasaklanan meyveyi yiyen Adem ve Havva Cennet'tin farklı kapılarından çıkarılıp dünyanın birbirlerinden uzak farklı iki bölgesine kovulurlar. Adem'in Serengeti veya Seylan denen yere Havva'nın ise Cidde'ye kovuldukları rivayet edilir.
ALINTIDIR…
      Olay bu şekilde anlatılır tabii farklı kaynaklar mevcuttur bu konuyla alakalı,Yılan’ın içine girip Cennet’e girdiği söylenen hikayelerde mevcuttur,fakat özünde şu vardır Allah’ın huzurundan kovulan İblis kandırmıştır Allah’ın çok sevdiği ve değer verdiği iki insanı Havva ile Adem’i.
      Gariptir Allah’ın huzurundan kovulan birinin onun özene bezene yarattığı yerlere girebilme şansı hala mevcuttur,hikayelerde değişiklik gösteren Cennet’e girme şekli pek önemli değildir aslında,Yılan’ın midesinde de girse,yukarı da anlatıldığı gibi bir Meleği kandırarakta girse,sonuç değişmez kovulmasına rağmen hala bir gücü var demektir.
        İkinci bir nokta da şudur dikkat ederseniz Adem ve Havva yeryüzüne atılıyor kovulduktan sonra ve bir daha Cennet’e gitme şansları kalmıyor,peki neden aynı işlem İblis için de uygulanmadı,neden Cennet’in etrafında dolaşmasına hatta içeri girebilmesine ve hatta özenerek yaratılanları kandırma şansı elinden alınmadı,yoksa Tanrı tek bir yeryüzümü yaratmıştı ve onuda Adem’e mi söz vermişti?Yani İblis’i atabileceği bir yeryüzü yokmuydu?hadi onuda geçelim şimdi Tanrı’nın tüm sözleri eğer onun söylediklerine uyulmazsa,dedikleri yapılmazsa tüm insanların Cehennem denen yerde ebedi yanacağı şeklindedir,seni bizzat gören Adem İblis’e kanmış görmeyenler mi kanmayacak?Bu kadar insan’ı gözünü kırpmadan ateşlerde yakacak olan Tanrı neden gözlerinin içine bakarak ona itiraz eden İblis’i anında hem de ibret-i alem için yakmadı?
       Kur-an’da geçen Adem ile ilgili ayetler şunlardır.

Hani Rabbin Meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi. (2/30)
Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz bunları bana isimleriyle haber verin” dedi. (2/31)
Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise diretti ve kibirlendi (böylece) kafirlerden oldu. (2/34)
Ve dedik ki: “Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.” (2/35)
Derken Adem Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir esirgeyendir. (2/37)
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; (3/33)
Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (3/34)
Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi. (3/59)
Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.” (5/27)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o secde edenlerden olmadı. (7/11)
(Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın.” (7/12)
Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (7/19)
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah’a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)
Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (15/26)
Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben kuru bir çamurdan şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (15/28)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik. İblis’in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: “Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?” (17/61)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (18/50)
İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Hani biz meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi o ayak diremişti. (20/116)
Bunun üzerine dedik ki: “Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun.” (20/117)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?” (20/120)
Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)
Kur-an’da geçen Şeytan(İblis)ile ilgili ayetler de şunlardır.

Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (2/14)
Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. (2/168)
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (2/208)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (2/268)
Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. (2/275)
Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (2/34)
Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (2/36)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır. (3/155)
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (3/175)
Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Onlar, O'nu bırakıp da (birtakım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar. (4/117)
Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. (4/38)
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (4/76)
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan ‘sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (4/83)
Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez. (4/119-120)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (5/90-91)
Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. (6/112)
Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. (6/121)
Hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden) döşek yapılanları da (yaratan O'dur). Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (6/142)
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi. (6/43)
Ayetlerimiz konusunda ‘alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (6/68)
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (6/71)
Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu. (7/175)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi. Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti. Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" (7/11-22)
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (7/27)
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (7/30)
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar. (7/200-202)
Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (8/11)
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (8/48)
Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (12/42)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (12/5)
İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır." (14/22)
Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir. Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik. Ve onu her kovulan şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. (15/15-18)
"Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Allah) Dedi ki: "İşte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur." "Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur." (15/40-42)
Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır. (16/63)
Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. (16/98-100)
Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (17/27)
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (17/53)
"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. "Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak Rabbin yeter. (17/64-65)
(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (18/63)
Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim. (18/50-51)
Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar. (19/83)
"Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman'a başkaldırandır." "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun." (19/44-45)
Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman'a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız. Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz. (19/68-72)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?" (20/120)
Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik. (21/82)
İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanının peşine düşer. Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (22/3-4)
Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler. (22/52-53)
Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım." (23/97)
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (24/21)
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." (25/29)
Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet ediyorlar. Kafir, (asıl) kendi Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır. (25/55)
Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir. (26/210)
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (26/221-223)
"Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar." (27/24)
(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi. (28/15)
Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi. (29/38)
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (31/21)
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular. (34/20)
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır. (35/5-6)
"Ey adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (36/60)
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir. (37/65)
Şüphesiz biz dünya göğünü ‘çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır. Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen ‘yakıcı bir alev' izler (ve yok eder). (37/6-10)
Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı. (38/37)
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. (38/41)
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." Meleklerin hepsi topluca secde etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Allah) Dedi ki: "Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın." "Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir." Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." Dedi ki: "O halde, süre tanınanlardansın." "Bilinen vaktin gününe kadar." Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım." "Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç." (Allah) "İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim" dedi. "Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım." (38/71-85)
Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (41/36)
Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız. (43/36-39)
Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır. (43/62)
Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. (47/25)
Şüphesiz ‘gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tadmışlardır. Onlara acı bir azab vardır. Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et" dedi, inkâr edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. (59/15-17)
Andolsun, Biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık. (67/5)
O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir. (81/25)
     Bu Ayet’leri okuyup kendiniz ne anladığınızı bir düşünün ve özellikle Ayetler de dikkat etmenizi istediğim bir nokta da çoğunlukla ‘’BİZ’’kelimesi geçer,BİZ nerede niçin kullanılır birden fazla olan şeyler için kullanılır,yoksa Tanrı bir ekip mi???
     Yarın ‘’ET KARNAVALI’’her ne kadar ET KARNAVALI için özel bir hazırlığım olmasa da,görüşümü bildikleri halde yarın sabah’tan itibaren kanlı elleri ile  ET KARNAVAL ını kutlamak için birçok mesaj gelecektir,ve her mesajın sonunda da şu olacaktır eminim İMANA gel  İMANA,onlara cevap verdikten sonra Adem ile Havva’nın Dünya’da ki günlerini sizlerle paylaşacağım,bakalım yarın ET KARNAVALI diye yazıyı kaç kişi okumayacak,sayılarda düşüş olursa bunu da sizinle paylaşacağım…
İYİ SORGULAMALAR…

23 Ekim 2012 Salı

YARATILIŞ KARMAŞASI 10(HAVVA)



Şimdi de çok meşhur olan,tüm İnsan’ların ANA’sı olan Havva’nın yaratılışına bakalım.
Adem ikinci uyanışından sonra Cennet’e gönderildi,işin garip taraflarından biri de Cennet’e gönderilmesidir,çünkü yeryüzü için yaratılan Adem Cennet’e neden gönderilsin ki,zaten tüm ayarlarını yapmışsın çalışır vaziyette o zaman neden Yaratılış amacına uygun olarak hemen Yeryüzü’ne değilde Cennet’e yolluyorsun,bununla ilgili hemen hemen hiçbir kaynak’ta bilgi yoktur,zaten inananlar için bilgiye gerekte yoktur,onlar her şeyin en iyisini Allah bilir deyip,sorgulamaktan uzak,onlara ne söylenirse kabul edip biran önce Cennet’e gidip alem yapmak için can atmaktadırlar.
    Cebrail Adem’i Cennet’e götürüp ona yasak meyveyi tanıttıktan sonra,Allah bütün Melek’lerine Adem’e secde etmelerini söyledi,yalnız İblis secde etmedi,ben ateşten o topraktan ayartıldı deyip küçük gördü Adem’i.
     Durumun karmaşıklığına baksanıza,Yeryüzüne halife diye yaratacaksın sonra onu Cennet’e koyacaksın oradaki herkesi de sonradan gelen bu adamın önünde secde ettireceksin,eee doğal olarak birileri karşı çıkar tabii,daha önce de yeryüzü toprağımı vermem diye karşı çıkmamışmıydı sanki,ve işin ilginç tarafı sözde bunların olacağını zaten biliyor,bildiğin halde yapıyorsan resmen olay çıksın istiyorsun demektir,şöyle düşünün bir işyerinde yıllarca çalışıyorsunuz tüm kahrını siz çekiyorsunuz,işleyişi en iyi sizin bilmenize rağmen günün birinde toy,tıfıl birini getiriyor patronunuz ve artık bu senin müdürün diyor,düşünmezmi insan yıllarımı verdim buraya müdürlük koltuğunu en çok hak eden bendim,birgün ağzımı açıp ta müdürlük istiyorum da demedim,fakat o şimdi hiçbir bilgisi tecrübesi olmayan birini getiriyor ve bana bunun altında çalışacaksın diyor,muhtemelen istifayı basardınız,tabii istifa etmek yapılan haksızlığa karşı çıkmak ve onurlu bir duruş sergilemek demektir,ama aynı işyerinde beraber çalıştığınız arkadaşlarınız aynı duruşu sergileyemeyebilir,işsiz kalma korkusu ile,onları da yadırgayamazsınız çünkü herkesin kendince bir hesabı vardır,kimileri alıştıkları haytan vazgeçemez ya da vazgeçipte yeni bir hayata atılma riskini göze alamaz.
     Öte yandan yeni gelen kişi de olanları gördüğü zaman  ‘’vay be ben neymişim arkadaş’’diyerek daha ilk dakikadan şımarmaya başlar,ve bunların olacağını bile bile o müdürü oraya getirip eski emektarlarını ona ezdiren patron da,ya işten sıkılmıştır ya da eski elemanlarından bir kısmını işten atmak istiyor fakat bunu yapacak uygun bir zaman bekliyor olacak ki böyle bir yol seçmiş olmalıdır.
     İşte Adem’e secde edilmesi olayı da aynen buna benzer bir olaydır,bu olayların sonucunda İblis lanetlenmiş,Adem Cennet’e gitmiştir.
      Anlatılana göre Adem yaratılış gereği kendi cinsinden bir arkadaş bulup onunla  yakınlık kurmak istedi,bu Adem’in dileğiydi bu düşünceler ile uykuya daldı,tabii her zaman ki gibi olacak her şeyi bilip yinede yapmaktan geri kalmayan Tanrı,Adem’in dileğini biliyordu,ve Adem uykudayken onun sol yanında Havva’yı yarattı.
       Adem’i yaratınca olacakları bildiği halde Adem’i yaratan ve ardından Adem istedi diye ona Havva’yı yaratan Tanrı eminim Havva’nın Adem’e o yasak meyveyi yedireceğini de biliyordu ve kendi görüşümce nasıl ki İblis’ten sıkılmıştı Adem’i yaratıp İblis’ten kurtulduysa şimdi de sıra Adem’den kurtulmaktaydı.
        Ne gerek vardı bu kadar oyuna?Zamanın da her şeyi yaratılış amacına uygun yerleştirseydi,bunların hiç birisi olmayacaktı.
        Adem yeryüzün gönderilseydi,orada isteseydi Havva’yı,İblis’ten sonradan gelene secde edilmesi istenmeseydi,ne İblis isyan eder,ne Havva Adem’e ihanet edip yasak meyveyi yedirmezdi.
         Hepsinden önemlisi İblis insanları yoldan çıkarmak için uğraşmaz,Allah İblis’e uymamaları için insanları uyarmaz,uyarmak için 124.000 tane peygamber yollamazdı.Bu kadar masrafa ne gerek vardı?
         Bir de tersinden bakalım madem bunların hepsini böyle yapacaktın,insanları dediğin gibi sınayacaktın,peki o zaman bu kadar teferruata ne gerek vardı?Direk Adem’i dünya’ya yollasaydın İblis’e de görev olarak Ademoğullarını yoldan çıkarmayı verseydin,aynı şey değilmiydi?O zaman en azından karizman sağlam kalırdı,her önüne gelenin karşı çıktığı bir Tanrı görmezdik karşımızda.
      Yarın Havva ve Adem’in Cennet’ten nasıl kovulduklarını anlamaya çalışacağız.
İYİ SORGULAMALAR…