Adem uyuduğu sırada Tanrı sol yanında Havva’yı yarattı,sonra sı şöyle
anlatılıyor.
Adem uyandı ve sol tarafında Havva'yı gördü "Bu kim?"
diye sordu sağındaki Cebrail'e "Havva"
dedi. "Niçin yaratıldı?" dedi "Senin
için" dedi. "Peki uyumasaydım da onun
yaratılışını görseydim olmaz mıydı?" dedi. "Eğer
Havva'nın yaratılışını görseydin zahir alemde erkekle kadın birbirine eş
olmazdı" dedi. Sonra Adem Havva'ya "Sen kimsin ?
niçin geldin ?" dedi. Havva da ''Ben sana
sevgili olarak yaratıldım. Allah beni sana arkadaş olmak için yarattı ve sana
eş olayım diye gönderdi'' diye cevap verdi. Adem aklından geçen
arzusunun yerine getirildiğini anladı. Onu görür görmez içinde oluşan hızlı
kıpırdanışlara hemen bir anlam veremedi. Havva'ya karşı bir anda garip hisler
duymaya başladı. Bunun adı yaratılan ilk aşktı ama Adem'in budan henüz haberi
yoktu. Allah'a "Allah'ım bu nasıl bir şeydir ki, onu sevdim ve
ona bağlandım, içimden anlayamadığım şeyler neden ona doğru akıyor?"
diye sordu. Allah buyurdu ki: ''Sen benim kulumsun. Seni
topraktan yarattım. Adını Adem koydum: Oda benim kulumdur. Adını Havva koydum''
Adem: ''Ya Rabbim, Kalbim ona çok şey meyletti. Sanki ciğerimden
bir parçadır'' dedi. Allah buyurdu: ''Onu senin için
yarattım'' Sonra Allah, Adem ile Havva'nın nikâhlarını kıyârken,
melekler her ikisinin üzerine Cennet'ten inciler ve mücevherler saçtılar. Allah
bizzat kendisine şu hutbeyi okudu: ''Bismillâhhirrahmanirrahim. Hamd
senamdır. Kibriye riyamdır. Azamet izarımdır. Bütün mahlukat kulumdur. Muhammet
Aleyhisselam Habibimdir ve resulümdür. Eşyayı birliğime göstermek için
yarattım. Melekleri ve göklerde olanları ve Arşı taşıyan dört büyük meleği
Cebrail, Mikâil, Îsrafil ve Azrail'i, Havva ile Adem'in nikâhına şahit tutarım.
Yüceliğimi ve kusursuzluğumu ve birliğimi doğrularlar. O kelime şehadetü en la
ilahe illallah vahdeke la şerikeleh. Ey Adem ve Havva! Cennet'imde sâkin olun.
Meyvelerimden yiyin. Şu ağaca yaklaşmayın. İkinize de selâm ve rahmetim olsun''
ALINTIDIR…
Böylece
ikilinin Cennet günleri başlar,sonrası ise şöyle anlatılır.
Bir müddet
Allah'ın kendilerine yasak ettiği ağaca hiç yaklaşmadılar. Onların bu
mutluluklarından hiç de mutlu olmayan biri vardı. Bu, şüphesiz Azazil halkasını
boynunda taşıyan Şeytan'dı. Çünkü şeytan, Adem'e secde etmediği için Allah'ın
huzurundan kovulmuştu. Bu onun içindeki intikam ateşini alevlendiriyordu. Adem
ile Havva'yı uzaktan da olsa neşe ve iyilik içinde görmeye dayanamıyordu.
Onlara kötülük yapma fikrini sürekli içinde taşıyordu. Bu fikir zaman geçtikçe
kuvvetlendi. Düşündü, taşındı... Onlara zarar vermenin yolunu nihayet buldu.
Allah'ın onlara yaklaşmalarını yasakladığı ağacı öğrendi. Çok sevindi. Yerden
göğe çıktı. Ama Cennet'e girişi yasaklanmıştı. Cennet'e nasıl girecekti? İlk
önce Cennet'e girmek istediyse de izin vermediler. Cennet'in kapısında bekledi.
"Bir kimse çıksın da onu aldatayım"
dedi. Kimse çıkmadı. Öylece 300 yıl bekledi. Sonunda bir melek çıka geldi.
Melek ona kim olduğunu sorunca şeytan "Ben Allah'a yakın
meleklerden biriyim. Cennet'e girmek ve Allah'ın dostlarına hazırlamış olduğu
nimetleri görmek istiyorum. Her an ibadet ederim. Lâkin şevk ve iştiyakım
fazlalaşsın diyorum. Cennet'e girmeme yardım edersen sana öğreteceğim şey
sayesinde sürekli Cennet'te kalacaksın" diyerek Cennet'in
kapısındaki meleği kandırıp içeri girdi. Şeytanın Cennet'e girdiği hemen
duyuldu. Onu dışarı atmak istedilerse de Allah'tan ferman geldi "Mani
olmayınız. Zira benim bu işte sırrım ve hikmetim vardır" diye
buyurdu. Böylece şeytan soluğu Adem ile Havva 'nın yanında aldı. Ağlayarak
yanlarına yaklaştı. Şeytanı tanıdılar. Haline acıdılar ve "Niçin
ağlıyorsun?" diye sordular. Şeytan "Ey bütün
meleklerin secde ettiği ve ey yerin ve göklerin seçilmişi! Yüzünün güzelliği
kimsede yok. Hiç kimse senin bu derecene yükselemez. Bu nimetlerden başkasına
verilmez. Ama şunu bil ki, seni bu makamda bırakmazlar. Cennet'ten çıkarırlar.
Afiyet elbisesini alıp ölüm çulunu giydirirler" diyerek Adem'i
vesveseye sürükledi. Adem'in kalbine bir korku düştü. "Ne
yapsam da ölmesem" diye kara kara düşünürken şeytan tekrar
çıkageldi. Yasak olan ağaçtan bir meyve yerlerse sürekli burada kalacaklarına
dair onlara yemin verdi, onları ikna edip kandırdı. Şeytanın vesvesesi ilk önce
Havva'ya tesir eder... Yasak ağaçtan yedi tane başak koparıp aldı. Bu esnada
ağacın kopan yerleri kanar. Havva'da Allah'ın inayetiyle avret yerinden kanar.
Sonra kendisi yer, birazda Adem'e getirir. Lezzetini över. Adem yemekten
çekindiyse de Havva "Hak Tealâ'nın rahmeti sonsuzdur, mağfireti
hesapsızdır. Bizi mutlaka bağışlar, affeder" der. Ama Adem
buna aldanmaz. Sonra Havva ona Cennet şerbeti getirir. Şerbeti içen Adem'e bir
ağırlık çöker. Tam bu esnada Havva bir buğday tanesini Adem'in ağzına koyar. Adem'e
de çok lezzetli gelen bu buğday tanesi, daha midesine inmemiştir ki, önce
Cennet hullesi (elbisesi) üzerlerinden düşer. Sonra yediği buğdayın yeli çıkar.
Oluşan pis kokulara dayanamayan melekler Adem'i ve Havva'yı Allah'a şikayet
ederler. Cebrail gelir. Bellerindeki Cennet kemerini çıkarır alır. Böylece her
ikisi de Cennet elbisesini çıkarıp vermiş olurlar. Bu arada Adem ile Havva ilk
çıkan pisliği ne yapacaklarını bilemezler. Avret yerleri ile koltuk altlarına
sürerek yok etmeye çalışırlar. Bu esnada o bölgelerinden kıllar çıkar. (Dünyada
ise yere düşen bu pislikten buğdayların çıktığı söylenir.) Bir birini görüp
üzülürler, utanırlar, ağaç arkasına saklanmak istedilerse de ağaç geri kaçar.
Üzüm ağacının altına gelince, Allah "Ey Adem bizden mi kaçıyorsun?"
buyurur. Adem: "Ya rabbi! Senden utandığım için kaçıyorum"
der. Böylece yasaklanan meyveyi yiyen Adem ve Havva Cennet'tin farklı
kapılarından çıkarılıp dünyanın birbirlerinden uzak farklı iki bölgesine
kovulurlar. Adem'in Serengeti veya Seylan denen yere Havva'nın ise Cidde'ye
kovuldukları rivayet edilir.
ALINTIDIR…
Olay bu şekilde anlatılır
tabii farklı kaynaklar mevcuttur bu konuyla alakalı,Yılan’ın içine girip
Cennet’e girdiği söylenen hikayelerde mevcuttur,fakat özünde şu vardır Allah’ın
huzurundan kovulan İblis kandırmıştır Allah’ın çok sevdiği ve değer verdiği iki
insanı Havva ile Adem’i.
Gariptir Allah’ın huzurundan
kovulan birinin onun özene bezene yarattığı yerlere girebilme şansı hala
mevcuttur,hikayelerde değişiklik gösteren Cennet’e girme şekli pek önemli
değildir aslında,Yılan’ın midesinde de girse,yukarı da anlatıldığı gibi bir
Meleği kandırarakta girse,sonuç değişmez kovulmasına rağmen hala bir gücü var
demektir.
İkinci bir nokta da şudur
dikkat ederseniz Adem ve Havva yeryüzüne atılıyor kovulduktan sonra ve bir daha
Cennet’e gitme şansları kalmıyor,peki neden aynı işlem İblis için de
uygulanmadı,neden Cennet’in etrafında dolaşmasına hatta içeri girebilmesine ve
hatta özenerek yaratılanları kandırma şansı elinden alınmadı,yoksa Tanrı tek
bir yeryüzümü yaratmıştı ve onuda Adem’e mi söz vermişti?Yani İblis’i
atabileceği bir yeryüzü yokmuydu?hadi onuda geçelim şimdi Tanrı’nın tüm sözleri
eğer onun söylediklerine uyulmazsa,dedikleri yapılmazsa tüm insanların Cehennem
denen yerde ebedi yanacağı şeklindedir,seni bizzat gören Adem İblis’e kanmış
görmeyenler mi kanmayacak?Bu kadar insan’ı gözünü kırpmadan ateşlerde yakacak
olan Tanrı neden gözlerinin içine bakarak ona itiraz eden İblis’i anında hem de
ibret-i alem için yakmadı?
Kur-an’da
geçen Adem ile ilgili ayetler şunlardır.
Hani Rabbin Meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife var edeceğim”
demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken
orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?”
dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi. (2/30)
Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları
meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz bunları bana isimleriyle haber
verin” dedi. (2/31)
Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis
hariç (hepsi) secde ettiler. O ise diretti ve kibirlendi (böylece) kafirlerden
oldu. (2/34)
Ve dedik ki: “Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş.
İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın
yoksa zalimlerden olursunuz.” (2/35)
Derken Adem Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı.
Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul
edendir esirgeyendir. (2/37)
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim
ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; (3/33)
Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir.
Allah işitendir, bilendir. (3/34)
Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in
durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra ona “ol” demesiyle o da hemen
oluverdi. (3/59)
Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini
oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki
kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti
ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah ancak korkup-sakınanlardan
kabul eder.” (5/27)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret
(biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da
İblis’in dışında secde ettiler; o secde edenlerden olmadı. (7/11)
(Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde seni secde
etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten
yarattın onu ise çamurdan yarattın.” (7/12)
Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz
dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden
olursunuz. (7/19)
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle
durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da
bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi
Rableri olan Allah’a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen,
andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)
Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir
balçıktan yarattık. (15/26)
Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben kuru bir
çamurdan şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (15/28)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik.
İblis’in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: “Bir çamur olarak
yarattığın kimseye ben secde eder miyim?” (17/61)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik; İblis’in
dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin
emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi
edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu) Zalimler için ne kadar
kötü bir (tercih) değiştirmedir. (18/50)
İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği
peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan
nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola
eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın
ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Hani biz meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik
İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi o ayak diremişti. (20/116)
Bunun üzerine dedik ki: “Ey Adem bu gerçekten sana
ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz
olursun.” (20/117)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: “Sana
sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?” (20/120)
Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp
yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından
yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
(20/121)
Kur-an’da geçen Şeytan(İblis)ile ilgili ayetler de şunlardır.
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında
şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar
inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın
inkâr etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan
erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni
olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek
ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın,
ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında
sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.
Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle
beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (2/14)
Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve
şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. (2/168)
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e,
İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir
düşmandır. (2/208)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı
emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor.
Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (2/268)
Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi,
çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım
da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi
helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son
verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri
dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. (2/275)
Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi)
secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (2/34)
Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde
bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak
inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta
vardır" dedik. (2/36)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri,
kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak
istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, yumuşak olandır. (3/155)
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın,
eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (3/175)
Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken-
dedi ki: "Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi
değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş)
şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Onlar, O'nu bırakıp da (birtakım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü
hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar. (4/117)
Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye
infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş
olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. (4/38)
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne
sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler;
oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir
sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda
savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın
hileli-düzeni pek zayıftır. (4/76)
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu
yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir
sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan ‘sonuç-çıkarabilenler,' onu
bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde
şeytana uymuştunuz. (4/83)
Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara
düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini
emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim
Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana
uğramıştır. (Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara
düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.
(4/119-120)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın
işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa
erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek,
sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
(5/90-91)
Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.
Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin
dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla
başbaşa bırak. (6/112)
Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır
(yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi
dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de
müşriklersiniz. (6/121)
Hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden) döşek yapılanları
da (yaratan O'dur). Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın
adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (6/142)
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama
onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü)
gösterdi. (6/43)
Ayetlerimiz konusunda ‘alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka
söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu
durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (6/68)
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi
tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde
şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye
kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi
döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve
biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (6/71)
Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O,
bundan sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda
azgınlardan olmuştu. (7/175)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik,
sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında
secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: "Sana
emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki:
"Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin
(hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." O da:
"(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi.
(Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi. Dedi ki: "Madem
öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin
dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak
önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu
şükredici bulmayacaksın." (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve
kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi
sizlerle dolduracağım." Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz
dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden
olursunuz. Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa
çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı
yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız
içindir." Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin
de etti. Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp
yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye
başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan
menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu
söylememiş miydim?" (7/11-22)
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine
göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın
sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini
göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları,
inanmayacakların dostları kıldık. (7/27)
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı
bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda
saymaktadırlar. (7/30)
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse,
hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara
şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı
zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Şeytan'ın)
Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar.
(7/200-202)
Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi
kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek,
kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla
ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
(8/11)
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün
sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin
yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu
(karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden
uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da
korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
(8/48)
Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye
kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu
Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan
benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi.
Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten
bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında
beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu,
böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (12/42)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa
sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."
(12/5)
İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek
olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana
icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi
kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak
koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir
topluluğuz" diyeceklerdir. Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu
gözleyenler için süsledik. Ve onu her kovulan şeytandan koruduk. Ancak kulak
hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. (15/15-18)
"Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Allah) Dedi
ki: "İşte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur." "Şüphesiz,
kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım
üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur." (15/40-42)
Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik, fakat
şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi
odur ve onlar için acı bir azab vardır. (16/63)
Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Gerçek
şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın)
hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle,
onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. (16/98-100)
Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise
Rabbine karşı nankördür. (17/27)
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan
aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
(17/53)
"Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve
yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak
ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka bir
şey vadetmez. "Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün
(hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak Rabbin yeter. (17/64-65)
(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben
balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da
şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (18/63)
Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında
(diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi
edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar
kötü bir (tercih) değiştirmedir. Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi
nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları
yardımcı-güç de edinmedim. (18/50-51)
Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik,
onları tahrik edip kışkırtıyorlar. (19/83)
"Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman'a
başkaldırandır." "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından
bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
(19/44-45)
Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz,
sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
Sonra, her bir gruptan Rahman'a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli
olanını ayıracağız. Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun
olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin
kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız
ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz. (19/68-72)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını
ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?" (20/120)
Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören
şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik.
(21/82)
İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve
her azgın-kaypak şeytanının peşine düşer. Ona yazılmıştır: "Kim onu veli
edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin
azabına yöneltir." (22/3-4)
Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir
dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru)
katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra
kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık
olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın)
bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir
ayrılık içindedirler. (22/52-53)
Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım."
(23/97)
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına
uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü
emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri
ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah,
işitendir, bilendir. (24/21)
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan)
saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız"
bırakandır." (25/29)
Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet
ediyorlar. Kafir, (asıl) kendi Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır. (25/55)
Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir. (26/210)
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar,
‘gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar
(şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (26/221-223)
"Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken
buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan
alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar." (27/24)
(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga
etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından.
Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi.
Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu
şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi.
(28/15)
Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları
yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan
süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen
kimselerdi. (29/38)
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler
ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Şayet
şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)?
(31/21)
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle
iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular. (34/20)
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı
sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak)
aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman
edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.
(35/5-6)
"Ey adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk
etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (36/60)
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
(37/65)
Şüphesiz biz dünya göğünü ‘çekici bir süsle', yıldızlarla
süsleyip-donattık. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; Ki onlar,
Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır. Ancak (sözü hırsızlama)
çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen ‘yakıcı bir alev' izler (ve yok
eder). (37/6-10)
Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı. (38/37)
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana
kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. (38/41)
Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten ben, çamurdan bir beşer
yaratacağım" demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim
zaman siz onun için hemen secdeye kapanın." Meleklerin hepsi topluca secde
etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi
ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi?
Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Dedi ki: "Ben
ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (Allah) Dedi ki: "Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen
kovulmuş bulunmaktasın." "Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe
kadar benim lanetim senin üzerinedir." Dedi ki: "Rabbim, öyleyse
onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." Dedi ki: "O halde,
süre tanınanlardansın." "Bilinen vaktin gününe kadar." Dedi ki:
"Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka
azdırıp-kışkırtacağım." "Ancak onlardan, muhlis olan kulların
hariç." (Allah) "İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim" dedi.
"Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle
cehennemi dolduracağım." (38/71-85)
Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın.
Çünkü O, işitendir, bilendir. (41/36)
Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun
‘üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten
bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin
gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, der ki:
"Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı.
Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size
kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da
ortaksınız. (43/36-39)
Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin
için açıkça bir düşmandır. (43/62)
Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri
(küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. (47/25)
Şüphesiz ‘gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri
üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın
izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde
mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini
unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın
fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar,
yaptıklarının sonucunu tadmışlardır. Onlara acı bir azab vardır. Şeytanın
durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et" dedi, inkâr edince de:
"Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım" dedi. Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin
içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların
cezası budur. (59/15-17)
Andolsun, Biz en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle
süsleyip-donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama-birimleri (rücum) kıldık.
Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık. (67/5)
O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir. (81/25)
Bu Ayet’leri okuyup kendiniz
ne anladığınızı bir düşünün ve özellikle Ayetler de dikkat etmenizi istediğim
bir nokta da çoğunlukla ‘’BİZ’’kelimesi geçer,BİZ nerede niçin kullanılır
birden fazla olan şeyler için kullanılır,yoksa Tanrı bir ekip mi???
Yarın ‘’ET KARNAVALI’’her ne
kadar ET KARNAVALI için özel bir hazırlığım olmasa da,görüşümü bildikleri halde
yarın sabah’tan itibaren kanlı elleri ile
ET KARNAVAL ını kutlamak için birçok mesaj gelecektir,ve her mesajın
sonunda da şu olacaktır eminim İMANA gel
İMANA,onlara cevap verdikten sonra Adem ile Havva’nın Dünya’da ki
günlerini sizlerle paylaşacağım,bakalım yarın ET KARNAVALI diye yazıyı kaç kişi
okumayacak,sayılarda düşüş olursa bunu da sizinle paylaşacağım…
İYİ SORGULAMALAR…