30 Ekim 2012 Salı

YARATILIŞ KARMAŞASI 14(CİNAYET)



Kabil,Habil’i kıskanmaya son sürat devam ediyordu,baba’ları iki oğlunun arasında ki kadın anlaşmazlığını Tanrı’ya iletmiş,Tanrı’da ikisinin de kendisine kurban vermesini istemişti.
     Tabii her zaman ki gibi kurban istemesi de anlamsız kalıyordu çünkü,zaten hangisinin ne getireceğini ne vereceğini çok iyi biliyordu,fakat buna rağmen anlamsızca isteklerine devam ediyordu.
     Tanrı’nın kurban isteğine uymaları gerekiyordu tabii ki,ne de olsa bir yarış içerisindeydiler ve ikisi kazanmak istiyordu,ve galibi belirleyecek tek merci de Tanrı idi.
     Düşünün bir yarışmada ya da spor müsabakasında hakem her iki taraftan da kendisi için bir şeyler istiyor,ve hangi tarafın getirdiği hediyeyi beğenirse onu karşılaşmanın galibi olarak seçiyor,çok saçma olurdu değimli?
     3 temmuz 2011 şike operasyonu yağılmıştı,bir sürü insan içeri atılmıştı kimi suçlu kimi masum ama ayrım yapılmadan içeri atılmıştı,sonra masum olanlar beraat etti diğerleri gereken cezayı aldı falan,şimdi düşünün mahkeme de savunma yerine mahkeme heyeti kendilerine hediye sunulmasını istiyor,bu durumda sanıklardan en zengin olanı hatta zengin demeyelim de şöyle diyelim herkes yaptığı işe göre hediye verecek,bu durumda bildiğim kadarıyla Aziz Yıldırım inşaat işiyle uğraşıyor yani müteahhitlik yapıyor,o salonda ondan başka Aziz Yıldırım’ın hediye olarak sunacağı villa’lar dan daha gösterişli ne olabilir ki?Diyelim ki sanıklardan başka biri de aynı şeyi hediye etti ve bu iki sanıkta suçlu o zaman Mahkeme heyeti diğer suçsuz olanları görmezden gelip doğrudan bu iki ‘’SUÇLU’’nun sunduğu hediyeler doğrultusunda ikisinin arasında bir seçim yapacak,ve tabii ki en güzel ev ya da villa’yı hangisi sunmuşsa onu kabul edip diğerini de mahkum edecek.
     Peki böyle bir adalet sistemi içerisinde yaşamayı kaçımız kabul ederdik,bu açıkça rüşvet istemek başka bir adı yok bunun,eğer böyle bir sistemde yaşamış olsaydık zaten sözü edilen 3 temmuz şike davası da yaşanmazdı çünkü karşılaşmalar tamamen şike ya da birbirlerine verilen hediyeler doğrultusunda sonuçlanırdı.
     İşte Habil ve Kabil’in durumu aynen böyle bir yargılamanın sonucunda verilmiş bir karara göre belirlenmiştir,nasılmı?
     Allah Adem’e her ikisinin de kendisine kurban vermelerini ister,Habil hayvancılıkla uğraşıyordur ve dolayısıyla vereceği kurban da yaptığı iş ile ilgili olacaktır ve anlatılana göre hayvanlarının içerisinde en büyük olanı seçer.
     Kabil ise çiftçilik ile uğraşır o da kendi yaptığı iş ile ilgili kurban verecektir,fakat yine anlatılana göre Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi yiyecek’’diyerek çürük ve pis olan meyveleri kurban olarak seçer.
     İkisi de söylenen dağ’a kurbanlarını bırakırlar ve mutlaka heyecan dolu bir geceden sonra sabah kurban’larını bıraktıkları dağın tepesine koşarlar,Habil’in kurbanı yoktur koyun’un yerinde küller vardır,Kabil’in ise meyveleri olduğu yerdedir.Ve bu olaya bakarak Habil’in kurban’ının kabul edildiği varsayılır.
     Kabil aslında sorgulamıştır,biraz da saçma gelmiş olmalı ki anlatılana göre  Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi yiyecek’’ diye düşünerek böyle davranmıştır,peki haksız mı böyle düşünmekte?
     Ne de olsa şah damarlarından daha yakın olan birinin hakemliğinde gelişiyor olay ve normalde sonucu belli olan bir sınava tabii tutulmak ancak böyle alaylı bir tavır sergilenmesine sebep olur,çünkü bugün bizlere anlatılan Allah her şeyi bilir hiçbir şeyi ondan saklayamayız sözleri muhtemelen o zaman da anlatılmıştı,hemde birinci ağızdan,çünkü babaları ve anneleri Allah’tan saklayamamıştı o yasaklanan meyveyi yediklerini,ve bir meyve için başlarına gelmedik kalmamıştı.
     Bir de işin diğer boyutuna bakalım,neden koyunun yerinde küller vardı?Yoksa Allah yeryüzüne inip ziyafet mi çekti?Ya da koyunu bir hareketle külemi çevirdi?
     Bir de şöyle düşünelim,zaten Habil’in kişilik olarak (belki fiziksel olarak ta)kendisine benzediği için onu Kabil’den daha çok seven Adem bu sözde sınavı düzenleyip,sonucun da hem sevdiği oğlunu galip ilan edip hem de kendisi güzel bir ziyafet çekmiş olamazmı?
     Zaten bu olaydan sonra KABİL’de benzer bir şey söylüyor babasına.
     ‘’Sen Habil’e dua ettiğin için onun kurbanı kabul oldu,beni sevmiyorsun hep Habil’den taraf oluyorsun’’demişti.
     Anlam vermediği bir sınava tabii tutulmuş,anlam veremediği bir şekilde sınavı kaybetmiş,ve sonuç olarak ta güzel kızı Habil almış bu da yetmezmiş gibi hem Baba’sı hem de Allah Habil’i daha fazla seviyordu(Allah’ın sevmesi;Habil’in kurbanının kabul edilmesi)
     Durum böyle olunca ister istemez Kabil kıskanıyor sinirleniyordu,ve tüm bu olayların,bu kıskançlığın yaşanmasının,hatta ölümle sonuçlanacak olmasının tek sorumlusu Allah’tı.
     Kabil bu öfke ve kıskançlık içerisindeyken anlatılana göre bir gün kulağına ‘’kardeşinden kurtul,onu öldür’’diye bir ses gelir.
     İnanın bunları okuduğum zaman çok gülüyordum,şimdi yazarken bile gülmeye devam ediyorum,olaylar bu seviyeye gelene kadar İblis piyasa da yoktu,ama artık bir değil iki kurban lazım değimli,olayların sorunsuz işlemesi için.
     Bir kız yüzünden iki kardeşi yarışır hale getir,babanın bir oğlununun tarafını tutmasını sağla,sonra sende babanın sevdiği oğlun kurbanını kabul et,hep birlikte diğerini aşağılayın,küçük görün,ama vesveseyi veren İblis…
     Ne İblis’miş be günah keçisi,İnsanlar’ın baş düşmanı bu arada hiç düşündünüz mü,GÜNAH KEÇİSİ deyim’i nereden geliyor?
     Benim de şuan aklıma geldi ve kendi düşüncemi paylaşayım sizlerle.
     Bence günah keçisi kurban’dır belki bir dönem sadece keçiler kurban ediliyordu günahların bağışlanması için,çünkü yukarıda bakarsanız Habil’de koyun kurban ediyor,keçi ile koyun yakın canlılar birbirlerine,bence bu deyim oradan gelmektedir,siz kendi fikrinizi yazmak isterseniz yorum yapabilir ya da facebook sayfasından msj atabilirsiniz.
     Tüm bunların sonucunda Kabil sonunda kardeşini öldürmeye karar verir,bir gün kardeşini dağ’ın başında yalnız görür ve yanına giderek
KABİL:Son dua’nı et seni öldüreceğim.
HABİL:Neden öldüreceksin beni?Ben sana ne yaptım ki?
KABİL:Daha ne olsun ki,babam ve Allah seni benden çok seviyor.
HABİL:Beni öldürmen neyi değiştirir ki,eğer öyle bir şey yaparsan babamın sevgisini tamamen kabedersin,Allah’ta seni lanetler.
KABİL:Seni öldürmezsem rahat bulamam
HABİL:Allah’tan kork
     Bu konuşmadan sonra Kabil vazgeçer ve geri döner fakat o İblis yok mu  O İblis her şeyin sorumlusu,o vesvese vermeye devam eder ve sonucunda ertesi sabah Habil yine koyunları otlatırken Kabil arkadan yaklaşır ve yerden aldığı  bir taş ile Habil’in kafasına vura vura öldürdü.
     Yarında sizlerle defin işlemlerini paylaşacağım,son bir ya da iki yazıyı birer gün geciklemeli paylaştım sizlerle,biraz rahatszı olmamdan dolayı oldu,çevremde ki bazı kimselerin dediği gibi Allah belamı vermedi,sadece iklim değişikliğinden dolayı soğuk algınlığıydı…
İYİ SORGULAMALAR…

8 yorum:

  1. Bu Çok saçmaa .

    YanıtlaSil
  2. Hz. Muhammed öldükten sonraki müslümanlığın saflığına inanmıyorum. Bu yazılanlar da muhtemelen ya Gazali'nin Kuran'a soktuğu hurafelerdir ya da başka birinin... Benim için müslümanlık ya da adına her ne derseniz inancım: iyi niyetli ve dürüst olmak, kimsenin hakkını yememek. annem, ben küçükken müslümanlığın temeli budur dedi. neden müslümanlık dedi bilmiyorum. belki toplumun dışlanmaması içindir, bilmiyorum Kuran'ı okumadım daha. yaşadıklarımdan çıkardığım durumlarla, olaylarla, öğrendiklerimle (yanlış veya doğru o da kesin değil) vs karşılaştıracak olursam bu yazı da baştan sona ya olasılık ya da yanlış şeyler.. şu anda dünyada kesin bir şey varsa o da nefes aldığım ve sanatçıların eserleri gerçeğidir. yazıda katıldığım yer: aziz yıldırım kısmı. çünkü ne hak var bu memlekette, ne de hukuk... muhtemelen öyle olaylar dönmüştür (şikenin içeriği hakkında bilgim yok, ilgilenmemiştim. dışarıdan baktığım kadarıyla böyle düşünüyorum) ve yazı saçma değil. bir sorgulama, gerçeği öğrenme merakı ve arayış. tebrik ederim. devamını da okuyacağım. merakım acaba nasıl yollardan geçip neyi bulacaksın?

    YanıtlaSil
  3. öncelikle yorumun için teşekkür ederim,facebook sayfamda senin dediklerinin şu kısmını ''iyi niyetli ve dürüst olmak, kimsenin hakkını yememek.'' aynen paylaşmıştım,şu cümle ile ilgili olarak seninle aynı fikirdeyim,ve devamında belki de annem toplum beni dışlamasın diye böyle dedi diye belirtmişsin,aslında çoğu şeyin farkına varmışsın sadece tolum baskısından dolayı bile insanlar düşünmeyip,sorgulamayıp,araştırmayıp,sadece kendilerine öğretileni yaşamayı tercih ediyorlar,ya da düşünen,araştıran,sorgulayan kişiler bunları ancak içlerinde yaşayabiliyor dışarı vuramıyor,bu tamamen toplumsal baskıdan ibarettir,şimdi içimizde çoğu şunu söyleyebilir bir dine mensup olmanın ne zararı var,bunu defalarca cevaplasan tatmin etmez insanları çünkü kabullenmek zor olur onlar için,peki ben sorayım hiç bir dine mensup olmamanın ne zararı var?
    hiç bir dine mensup değilseniz,ne kadar iyi,dürüst biri olduğunuzun önemi yoktur,dinler sizin kişiliğinize bakmaz,dinler sadece mensup olup olmadığınıza bakar ve sizi öyle yargılar.
    din mensubu olun istediğiniz kadar günah işleyin,fuhuş yapın yaptırın,hırsızlık yapın,adam öldürün,küçük çocuklara tecavüz edin,binlerc insanı katledin önemli değil,sonunda tövbe ettinizmi problem kalmaz ve affolursunuz.işte dinler bu yüzden KÖ-TÜ-DÜR...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. rica ederim, düşünen sorgulayan doğru yolu buluyor zaten haklısınız...

      Sil
    2. aynı fikirdeyim kesinlikle düşünen sorgulayan doğru yolu buluyor.

      Sil
  4. Allah belanı verdi demeleri kötü imiş :) Böyleyiz hep olayları hep işimize geldiği gibi yorumlamayı çok severiz, belki de akılcı bir argümanı olmayan, düşünmeyen insanlar "inanmazsan daha kötüsü de olur kork, bak imana gel" gibi laflarla peygamberlik yapıyorlar sözde. Neyse, yazıları, yorumlarınızı, gösterdiğiniz kaynakları çok beğendim. Böyle çeşitli kültürlerden yapılan alıntılarla İslam'ın da diğer dinler gibi insanları korkutmak amacı ile uydurulmuş masallar olduğunu daha iyi görüyorum. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. yorumunuz için teşekkür ederim...

    YanıtlaSil