Kabil,Habil’i kıskanmaya son sürat devam ediyordu,baba’ları iki oğlunun
arasında ki kadın anlaşmazlığını Tanrı’ya iletmiş,Tanrı’da ikisinin de
kendisine kurban vermesini istemişti.
Tabii her zaman ki gibi
kurban istemesi de anlamsız kalıyordu çünkü,zaten hangisinin ne getireceğini ne
vereceğini çok iyi biliyordu,fakat buna rağmen anlamsızca isteklerine devam
ediyordu.
Tanrı’nın kurban isteğine
uymaları gerekiyordu tabii ki,ne de olsa bir yarış içerisindeydiler ve ikisi
kazanmak istiyordu,ve galibi belirleyecek tek merci de Tanrı idi.
Düşünün bir yarışmada ya da
spor müsabakasında hakem her iki taraftan da kendisi için bir şeyler istiyor,ve
hangi tarafın getirdiği hediyeyi beğenirse onu karşılaşmanın galibi olarak
seçiyor,çok saçma olurdu değimli?
3 temmuz 2011 şike operasyonu yağılmıştı,bir
sürü insan içeri atılmıştı kimi suçlu kimi masum ama ayrım yapılmadan içeri
atılmıştı,sonra masum olanlar beraat etti diğerleri gereken cezayı aldı
falan,şimdi düşünün mahkeme de savunma yerine mahkeme heyeti kendilerine hediye
sunulmasını istiyor,bu durumda sanıklardan en zengin olanı hatta zengin
demeyelim de şöyle diyelim herkes yaptığı işe göre hediye verecek,bu durumda
bildiğim kadarıyla Aziz Yıldırım inşaat işiyle uğraşıyor yani müteahhitlik
yapıyor,o salonda ondan başka Aziz Yıldırım’ın hediye olarak sunacağı villa’lar
dan daha gösterişli ne olabilir ki?Diyelim ki sanıklardan başka biri de aynı
şeyi hediye etti ve bu iki sanıkta suçlu o zaman Mahkeme heyeti diğer suçsuz
olanları görmezden gelip doğrudan bu iki ‘’SUÇLU’’nun sunduğu hediyeler
doğrultusunda ikisinin arasında bir seçim yapacak,ve tabii ki en güzel ev ya da
villa’yı hangisi sunmuşsa onu kabul edip diğerini de mahkum edecek.
Peki böyle bir adalet sistemi
içerisinde yaşamayı kaçımız kabul ederdik,bu açıkça rüşvet istemek başka bir
adı yok bunun,eğer böyle bir sistemde yaşamış olsaydık zaten sözü edilen 3
temmuz şike davası da yaşanmazdı çünkü karşılaşmalar tamamen şike ya da
birbirlerine verilen hediyeler doğrultusunda sonuçlanırdı.
İşte Habil ve Kabil’in durumu
aynen böyle bir yargılamanın sonucunda verilmiş bir karara göre
belirlenmiştir,nasılmı?
Allah Adem’e her ikisinin de
kendisine kurban vermelerini ister,Habil hayvancılıkla uğraşıyordur ve
dolayısıyla vereceği kurban da yaptığı iş ile ilgili olacaktır ve anlatılana
göre hayvanlarının içerisinde en büyük olanı seçer.
Kabil ise çiftçilik ile
uğraşır o da kendi yaptığı iş ile ilgili kurban verecektir,fakat yine
anlatılana göre Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi yiyecek’’diyerek
çürük ve pis olan meyveleri kurban olarak seçer.
İkisi de söylenen dağ’a
kurbanlarını bırakırlar ve mutlaka heyecan dolu bir geceden sonra sabah
kurban’larını bıraktıkları dağın tepesine koşarlar,Habil’in kurbanı yoktur
koyun’un yerinde küller vardır,Kabil’in ise meyveleri olduğu yerdedir.Ve bu
olaya bakarak Habil’in kurban’ının kabul edildiği varsayılır.
Kabil aslında
sorgulamıştır,biraz da saçma gelmiş olmalı ki anlatılana göre Kabil ‘’Allah benim verdiğim meyveleri mi
yiyecek’’ diye düşünerek böyle davranmıştır,peki haksız mı böyle düşünmekte?
Ne de olsa şah damarlarından
daha yakın olan birinin hakemliğinde gelişiyor olay ve normalde sonucu belli
olan bir sınava tabii tutulmak ancak böyle alaylı bir tavır sergilenmesine
sebep olur,çünkü bugün bizlere anlatılan Allah her şeyi bilir hiçbir şeyi ondan
saklayamayız sözleri muhtemelen o zaman da anlatılmıştı,hemde birinci
ağızdan,çünkü babaları ve anneleri Allah’tan saklayamamıştı o yasaklanan
meyveyi yediklerini,ve bir meyve için başlarına gelmedik kalmamıştı.
Bir de işin diğer boyutuna
bakalım,neden koyunun yerinde küller vardı?Yoksa Allah yeryüzüne inip ziyafet
mi çekti?Ya da koyunu bir hareketle külemi çevirdi?
Bir de şöyle düşünelim,zaten
Habil’in kişilik olarak (belki fiziksel olarak ta)kendisine benzediği için onu
Kabil’den daha çok seven Adem bu sözde sınavı düzenleyip,sonucun da hem sevdiği
oğlunu galip ilan edip hem de kendisi güzel bir ziyafet çekmiş olamazmı?
Zaten bu olaydan sonra
KABİL’de benzer bir şey söylüyor babasına.
‘’Sen Habil’e dua ettiğin
için onun kurbanı kabul oldu,beni sevmiyorsun hep Habil’den taraf
oluyorsun’’demişti.
Anlam vermediği bir sınava
tabii tutulmuş,anlam veremediği bir şekilde sınavı kaybetmiş,ve sonuç olarak ta
güzel kızı Habil almış bu da yetmezmiş gibi hem Baba’sı hem de Allah Habil’i
daha fazla seviyordu(Allah’ın sevmesi;Habil’in kurbanının kabul edilmesi)
Durum böyle olunca ister
istemez Kabil kıskanıyor sinirleniyordu,ve tüm bu olayların,bu kıskançlığın
yaşanmasının,hatta ölümle sonuçlanacak olmasının tek sorumlusu Allah’tı.
Kabil bu öfke ve kıskançlık
içerisindeyken anlatılana göre bir gün kulağına ‘’kardeşinden kurtul,onu
öldür’’diye bir ses gelir.
İnanın bunları okuduğum zaman
çok gülüyordum,şimdi yazarken bile gülmeye devam ediyorum,olaylar bu seviyeye
gelene kadar İblis piyasa da yoktu,ama artık bir değil iki kurban lazım
değimli,olayların sorunsuz işlemesi için.
Bir kız yüzünden iki kardeşi
yarışır hale getir,babanın bir oğlununun tarafını tutmasını sağla,sonra sende
babanın sevdiği oğlun kurbanını kabul et,hep birlikte diğerini aşağılayın,küçük
görün,ama vesveseyi veren İblis…
Ne İblis’miş be günah
keçisi,İnsanlar’ın baş düşmanı bu arada hiç düşündünüz mü,GÜNAH KEÇİSİ deyim’i
nereden geliyor?
Benim de şuan aklıma geldi ve
kendi düşüncemi paylaşayım sizlerle.
Bence günah keçisi kurban’dır
belki bir dönem sadece keçiler kurban ediliyordu günahların bağışlanması
için,çünkü yukarıda bakarsanız Habil’de koyun kurban ediyor,keçi ile koyun yakın
canlılar birbirlerine,bence bu deyim oradan gelmektedir,siz kendi fikrinizi
yazmak isterseniz yorum yapabilir ya da facebook sayfasından msj atabilirsiniz.
Tüm bunların sonucunda Kabil
sonunda kardeşini öldürmeye karar verir,bir gün kardeşini dağ’ın başında yalnız
görür ve yanına giderek
KABİL:Son dua’nı et seni öldüreceğim.
HABİL:Neden öldüreceksin beni?Ben sana ne yaptım ki?
KABİL:Daha ne olsun ki,babam ve Allah seni benden çok seviyor.
HABİL:Beni öldürmen neyi değiştirir ki,eğer öyle bir şey yaparsan
babamın sevgisini tamamen kabedersin,Allah’ta seni lanetler.
KABİL:Seni öldürmezsem rahat bulamam
HABİL:Allah’tan kork
Bu konuşmadan sonra Kabil
vazgeçer ve geri döner fakat o İblis yok mu
O İblis her şeyin sorumlusu,o vesvese vermeye devam eder ve sonucunda
ertesi sabah Habil yine koyunları otlatırken Kabil arkadan yaklaşır ve yerden
aldığı bir taş ile Habil’in kafasına
vura vura öldürdü.
Yarında sizlerle defin
işlemlerini paylaşacağım,son bir ya da iki yazıyı birer gün geciklemeli paylaştım
sizlerle,biraz rahatszı olmamdan dolayı oldu,çevremde ki bazı kimselerin dediği
gibi Allah belamı vermedi,sadece iklim değişikliğinden dolayı soğuk
algınlığıydı…
İYİ SORGULAMALAR…
Bu Çok saçmaa .
YanıtlaSilsaçma olan ne?kendi yorumum mu saçma?
SilHz. Muhammed öldükten sonraki müslümanlığın saflığına inanmıyorum. Bu yazılanlar da muhtemelen ya Gazali'nin Kuran'a soktuğu hurafelerdir ya da başka birinin... Benim için müslümanlık ya da adına her ne derseniz inancım: iyi niyetli ve dürüst olmak, kimsenin hakkını yememek. annem, ben küçükken müslümanlığın temeli budur dedi. neden müslümanlık dedi bilmiyorum. belki toplumun dışlanmaması içindir, bilmiyorum Kuran'ı okumadım daha. yaşadıklarımdan çıkardığım durumlarla, olaylarla, öğrendiklerimle (yanlış veya doğru o da kesin değil) vs karşılaştıracak olursam bu yazı da baştan sona ya olasılık ya da yanlış şeyler.. şu anda dünyada kesin bir şey varsa o da nefes aldığım ve sanatçıların eserleri gerçeğidir. yazıda katıldığım yer: aziz yıldırım kısmı. çünkü ne hak var bu memlekette, ne de hukuk... muhtemelen öyle olaylar dönmüştür (şikenin içeriği hakkında bilgim yok, ilgilenmemiştim. dışarıdan baktığım kadarıyla böyle düşünüyorum) ve yazı saçma değil. bir sorgulama, gerçeği öğrenme merakı ve arayış. tebrik ederim. devamını da okuyacağım. merakım acaba nasıl yollardan geçip neyi bulacaksın?
YanıtlaSilöncelikle yorumun için teşekkür ederim,facebook sayfamda senin dediklerinin şu kısmını ''iyi niyetli ve dürüst olmak, kimsenin hakkını yememek.'' aynen paylaşmıştım,şu cümle ile ilgili olarak seninle aynı fikirdeyim,ve devamında belki de annem toplum beni dışlamasın diye böyle dedi diye belirtmişsin,aslında çoğu şeyin farkına varmışsın sadece tolum baskısından dolayı bile insanlar düşünmeyip,sorgulamayıp,araştırmayıp,sadece kendilerine öğretileni yaşamayı tercih ediyorlar,ya da düşünen,araştıran,sorgulayan kişiler bunları ancak içlerinde yaşayabiliyor dışarı vuramıyor,bu tamamen toplumsal baskıdan ibarettir,şimdi içimizde çoğu şunu söyleyebilir bir dine mensup olmanın ne zararı var,bunu defalarca cevaplasan tatmin etmez insanları çünkü kabullenmek zor olur onlar için,peki ben sorayım hiç bir dine mensup olmamanın ne zararı var?
YanıtlaSilhiç bir dine mensup değilseniz,ne kadar iyi,dürüst biri olduğunuzun önemi yoktur,dinler sizin kişiliğinize bakmaz,dinler sadece mensup olup olmadığınıza bakar ve sizi öyle yargılar.
din mensubu olun istediğiniz kadar günah işleyin,fuhuş yapın yaptırın,hırsızlık yapın,adam öldürün,küçük çocuklara tecavüz edin,binlerc insanı katledin önemli değil,sonunda tövbe ettinizmi problem kalmaz ve affolursunuz.işte dinler bu yüzden KÖ-TÜ-DÜR...
rica ederim, düşünen sorgulayan doğru yolu buluyor zaten haklısınız...
Silaynı fikirdeyim kesinlikle düşünen sorgulayan doğru yolu buluyor.
SilAllah belanı verdi demeleri kötü imiş :) Böyleyiz hep olayları hep işimize geldiği gibi yorumlamayı çok severiz, belki de akılcı bir argümanı olmayan, düşünmeyen insanlar "inanmazsan daha kötüsü de olur kork, bak imana gel" gibi laflarla peygamberlik yapıyorlar sözde. Neyse, yazıları, yorumlarınızı, gösterdiğiniz kaynakları çok beğendim. Böyle çeşitli kültürlerden yapılan alıntılarla İslam'ın da diğer dinler gibi insanları korkutmak amacı ile uydurulmuş masallar olduğunu daha iyi görüyorum. Teşekkürler.
YanıtlaSilyorumunuz için teşekkür ederim...
YanıtlaSil