5 Kasım 2012 Pazartesi

YARATILIŞTAN SONRASI (ŞİT'İN ÖLÜMÜ)



     Şit’in ölümü ile ilgili birkaç sitede hemen hemen aynı bilgiler mevcut.
Hikaye 1: Şit aleyhisselam vefat etmeden önce yerine oğlu Enus’u halife tayin etti. Şit aleyhisselam vefat ettikten sonra kuvvetli rivayete göre Mina’daki mescidin minaresi dibinde medfün olan Adem aleyhisselam’ın yanına defn edildi. Adem aleyhisselam vefat edeceği zaman oğlu Şit aleyhisselama: “Yavrum ! Bu alnında parlayan nur, son peygamber olan MUHAMMED (S.A.V.)’in nurudur. Bu nuru mü’min, temiz ve iffetli hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyette bulun” buyurdu (ihvanimuhammediye.com’dan alınmıştır)
Hikaye 2:
Hz. Şit, vefat edeceği sırada, yerine oğlu Enuş'u bırakıp ona; Âdem'in, tâbut içindeki cesedini, korumasını, Allah'ın buyruklarını yerine getirmemekten sakınmasını ve kavmine de, bunu ve Allah'a güzelce ibâdet etmelerini emretmesini emretti. Oğullarına Bereket duası yaptı. Oturdukları mukaddes dağdan inmemeleri, çocuklarının da, oradan inmelerine engel olmalarını ve lanetlenmiş Kabil'in çocuklarıyla düşüp kalkmamaları hakkında da, Hâbil'in kanı üzerine and verdi. Sonra, vefat etti.[29]
Hz. Şit'in oğlu Enuş, babasının cesedini özel ağaç zamkı ile ve tarçın gibi kokan ağacın kokusu ile kokuladı.[30] Cenaze namazını; oğulları, oğullarının oğulları ile kızları ve kızlarının oğulları gelip kıldılar.[31]
Hz. Sit vefat ettikten sonra kuvvetli rivayete göre Mina'daki mescidin minaresi dibinde medfün olan Hz. Adem'in yanına defnedildi.[3] Hz. Şit'in ömrünün 912 [29] veya 950 yâhut da 900 sene olduğu rivâyet edilmiştir. Peygamberliğininse, 282 veya 212 yâhut da 242 sene olduğu rivâyet edilmiştir.[1]
Onun vefatıyla son peygamber olan Hz. Muhammed'in nûru, Hz. Şit'ten onun oğlu Enûş'a geçmiş oldu.[1]

Hz. Şit'ten sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allah-ü teâlâ, onlara Hz. İdrîs'i peygamber olarak gönderdi.( ezberim.org’dan alınmıştır)
Burada bir soruya verilen cevap var.
SORU: Hz. Şit (a.s.)'a elli sahife indirildiği halde Kur'an-ı Kerim'de neden ismi geçmiyor? CEVAP:Değerli kardeşimiz;
Önce şunu belirtelim ki, kaynaklarda bu konuyla ilgili bir bilgiye rastlayamadık.

Elli sahife almış bir peygamber olarak Kur’an’da zikredilmemesinin bir hikmeti elbette vardır. Bizim bilmememiz, olmadığını göstermez.

Bununla beraber, bu konuda bir iki hikmetini şöyle açıklayabiliriz:

a. Hz. Şit (as), Hz. Adem (as)’ın oğludur. İnsanlığın babası olan ve kendisine on sahife verilen Hz. Adem’den bahsedilmesi, onun dininin bir varisi ve on sahifenin biraz daha geniş bir açıklaması hükmünde olan elli sahifeyi vahiy alan Hz. Şİt’ten bahsedilmesine ihtiyaç bırakmamış olabilir. Hz. Şit’in sahifeleri fazla da olsa, Hz. Adem’in hayat hikayesi insanlık camiası için çok daha önemli olduğundan onun zikredilmesi daha uygun görülmüş olabilir.

b. Kur’an’da, insanlığın birinci babası olan Hz. Adem (as) ile ikinci babası olan Hz. Nuh (as) dışında -Hz. İbrahim (as) devrine kadar gelip geçen- peygamberlerden söz edilmemiştir. Burada Hz. İdris (as) konumu itibariyle bir istisna teşkil etmiş olabilir. Kur’an’da neden sadece Hz. İbrahim’le başlayan süreçte yer alan bazı peygamberlerden söz edilmiştir? Çünkü;

Kur’an’ın ilk muhatabı  durumundaki Araplar Hz. İbrahim (as)’ı yakından tanıyor ve ona saygı  gösteriyorlardı. Hem de o süreçte yaşayan peygamberlerin ve kavimlerinin bulunduğu coğrafya da Arapların bulunduğu bölgelerle yakın ilişkisi vardı. Oysa, Hz. Şit (as) gibi peygamberler -o bölgelerde yaşamış olsa bile- Arapların pek bilmediği bir tarih boyutunda kalmışlardır.

Yine İslam dininin geldiği bölgede ve komşu bölgelerde Yahudilik ve Hristiyanlık da vardı. Bunların İslam’a karşı muhalefet etmeleri sebebiyle, onların kendi peygamberlerine karşı da takındıkları olumsuz tavırlarını yüzlerine vurmak için, onların peygamberlerinden söz etmek gerekiyordu. Sahifeleri olsa bile Hz. Şit (as)’ın bu sürece bu anlamda müspet bir katkısı olamazdı.

Keza, bütün hak dinlerin gerçek varisi olan ve hatta bütün bu semavî dinlerin ortak adı olan İslam’ın kaynağı olan Kur’an’da bu üç büyük dininin ortak paydası olan Hz. İbrahim (as)’in başlattığı sürecin esas alınması, İslam dininin bu evrensel kimliğine çok uygun düşmüştür.( sorularlaislamiyet.com’dan alınmıştır)

     Anlatılan hikayelere baktığımız zaman çok açık bir biçimde anlatılıyor kendilerinden zayıf insanlara yaptıkları baskı,zorbalık onları köleleştirme çabaları,ve Allah ismi bunları yapmak için sadece bir kılıf.
     En çok hoşuma gidende şu soruya verilen cevaptır açıkçası,resmen saçmalamış cevabı veren farkında değil,aslında saçmalaması da gayet normal çünkü cevabını bilmediği bir soruyu cevaplamak için çaresizce uğraşmanın sonucunda ortaya elbette böyle anlamsız cevaplar çıkar.
     Şu kısma çok dikkat etmenizi istiyorum; ‘’Önce şunu belirtelim ki, kaynaklarda bu konuyla ilgili bir bilgiye rastlayamadık.’’

’’Elli sahife almış bir peygamber olarak Kur’an’da zikredilmemesinin bir hikmeti elbette vardır. Bizim bilmememiz, olmadığını göstermez.’’

     Klasik din zihniyeti soru soran birine cevap veremeyeceği için geçiştirme yoluna başvurup ‘’bizim bilmememiz,olmadığını göstermez’’diyerek kurtulmaya çalışıyor ve ardından başka konulara atlayarak karşıdakinin kafasını karıştırıp,biraz da soru soranın kafasını cevap vereceği konularla meşgul etmek için ona dolaylı olarak bu konulara dikkat etmesini söylüyor.
     Bu nasıl bir cevaptır?Madem 50 sayfa gönderilmiş o zaman o adamında diğerleri gibi kur-an’da detaylıca anlatılması gerekir,ama yok bakın onun yerine ne saçmalamış cevap veren ‘’ Yine İslam dininin geldiği bölgede ve komşu bölgelerde Yahudilik ve Hristiyanlık da vardı. Bunların İslam’a karşı muhalefet etmeleri sebebiyle, onların kendi peygamberlerine karşı da takındıkları olumsuz tavırlarını yüzlerine vurmak için, onların peygamberlerinden söz etmek gerekiyordu. Sahifeleri olsa bile Hz. Şit (as)’ın bu sürece bu anlamda müspet bir katkısı olamazdı.’’
     Hadi diyelim dediğin gibi oldu,peki kur-an’da Şit’ten daha mı önemliydi,peygamberin cinsel hayatı?Onlarca ayet var muhammed’in cinsel hayatı ile ilgili,yok onu sana helal kıldık,yok bununla evlen,yok şunun la yat bilmem ne diye?
     Cevabı veren ‘’DOĞRU’’ söylüyor ne de olsa o süreçte ‘’Sahifeleri olsa bile Hz. Şit (as)’ın bu sürece bu anlamda müspet bir katkısı olamazdı.’’
     Ama peygamberin cinsel hayatı çok büyük katkı sağladı,insanları sübyancılığa sevketmekte,katliam yapmalarını,halkları lanetlemesi daha önemliydi.
     Bir de şu kısıma dikkat edin ‘’ Kur’an’ın ilk muhatabı  durumundaki Araplar Hz. İbrahim (as)’ı yakından tanıyor ve ona saygı  gösteriyorlardı. Hem de o süreçte yaşayan peygamberlerin ve kavimlerinin bulunduğu coğrafya da Arapların bulunduğu bölgelerle yakın ilişkisi vardı. Oysa, Hz. Şit (as) gibi peygamberler -o bölgelerde yaşamış olsa bile- Arapların pek bilmediği bir tarih boyutunda kalmışlardır.’’
     Açıkça diyor ki,insanlara referans göstermiştir,tarih bilgilerinde kim varsa onu anlatmıştır,bu da kopyacılıktan başka bir şey değildir,bilinen şeyleri tekrar etmek,yeni bir şey katmamak.
     İyi bir çalışma,gözlem sonucu oturup ‘’ben bu insanları bu şekilde kandırabilirim’’diye düşünen ve onların en çabuk kanacağı şekliyle davranmak en mantıklısı tabii,diyor ki Araplar İbrahim’i tanıyor ona saygı duyuyorlardı,ama nasıl tanıdıkları ile ilgili bir bilgi vermiyor,saygı duyulan bir adam nasıl saygı kazanır?
     1:İyilik sever olabilir,çevresinde ki yardıma muhtaç insanlara yardım etmiş olabilir.
     2:Dürüst biri olur,insanlar çözemedikleri bir sorun için,ona başvurabilir.
     3:Çok zengin olabilir
     Bu listeyi uzatabiliriz ama şimdilik yeterli,tanınan bir adamı kendine referans yapıp onun bıraktığı isim ile bir şeyler yapmaya çalışılmış bu açıkça görülüyor.
     Peygamber neden başka birisinin isminden medet umsun ya da onu kendine referans olarak alsın ki? Peygamber hele de bu son peygamber sözde tüm Kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış,kendisi bu saygılığı kazanmaya çalışsaydı ya,neden başka bir kişinin ismi ile bir şeyler yapmaya çalışıyor,madem geçmişte ki tüm kitaplar hükmünü yitirmişti neden sil baştan her şey yalan tek gerçek benim demedi?
    Çünkü bunu demeye kalksaydı kimse onu ciddiye almazdı,insanlar geçmişlerini atalarını yok sayan,hatta onları yalancı olarak gösteren birinin arkasından gitmezdi dimi?
     İşte o yüzdendir ki taklitçilik yapmıştır,tabii taklitçilik doğru bir davranış şekli değildir,önemli olan başka birilerini taklit etmektense kendin olup,kendi düşüncelerini insanlara aktarmaktır,beğenilir beğenilmez bu önemli olmamalı kişi için,çünkü sen böyle düşünüyorsun diye herkes aynı şeyi düşünmek zorunda değildir.
     Fakat kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir durum var ortada DOĞRU yalnızca bir tanedir,ne kadar karşı çıkılsa kabul edilmek istenmese bile belli bir zamandan sonra o DOĞRU kabul görecektir,eğer amaç sadece DOĞRU’yu insanlara anlatmak olsaydı,beğenilip beğenilmemek bir anlam ifade etmezdi kişi için,sen DOĞRU’ları söylersin,anlatırsın elbet onu benimseyen birileri olur ve zaman içerisinde insanlar bundan kaçamaz.
     Fakat söylediklerinin anında etki etmesini istiyorsan taklitçilik yapıp,esneklik katarsın olaylara,esneklik taviz vermeyi getirir,taviz vermek zıt fikirlerde olsa bile kişilerin ortak bir nokta da buluşması anlamına gelir ve bu da DOĞRU’yu asla bulamamak anlamına gelir.
     Mesela zina yapmak suç sayılıyor dinlerde,peki dinler olmasaydı hepimiz sokaklarda parklarda kim kimi nerede tutarsa onunla sex’mi yapacaktı?
     Tabii ki hayır…Ahlak kuralları vardır ve bu kurallar insanlık için çok önemlidir,şimdi çıkıp ta ahlak kurallarını koyan dinlerdir diyecek bir sürü sözde akıl sahibi vardır eminim.
     Belki de dinlerin söylediği o affedilme olmasaydı insanlar daha doğru yaşayacaktı,şimdi ne de olsa ‘’ne yapsam ne etsem de sonunda tövbe edince affolacam nasıl olsa’’diye düşünen bir sürü alçak var,
     Biraz düşünün ve lütfen kendi fikirlerinizi yazın ki,göreyim nerede yanlışım var…
     Yarın Şit’ten sonra gelen İdris var,ilk terzi bakalım o neler dikmiş…
İYİ SORGULAMALAR…

1 yorum: